çevre enerji ikileminde termik santraller

Çevre Enerji İkileminde Termik Santraller

1.Çevre Enerji İkileminde Termik Santraller

Günümüzde enerji ihtiyacı, insanların temel ihtiyaçları arasında gösterilmektedir. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında hızla artış gösteren enerji talebinin karşılanmasını sağlayan araçların başında, fosil yakıtların (taş kömürü, linyit, petrol ürünleri, doğalgaz, türetilmiş gazlar ve turba) yakılması ile elektrik enerjisi meydana getirmeyi amaçlayan termik santraller gelmektedir.

Dünya geneline bakılacak olursa, 2020 yılında enerji talebinin %35’i kömür, %12’si yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlandığı belirlenmiştir (BP (2021). Dünya Enerji İstatistikleri Raporu, sf.5) Ülkemizde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yayınladığı bültende, 2021 yılı verilerine göre, elektrik üretiminin %32,71’i doğalgaz çevrim santrallerinden, %31,43’ü ise kömürlü termik santrallerden olmak üzere %64’ü aşan bir kısmı fosil yakıtlardan elde edilmiştir. Bunun yanında elektrik tüketiminde, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerjinin kullanımı %34’lük bir oranı temsil ederken %66’lık kesim termik santrallerden temin edilen enerji tüketimini yansıtmaktadır. Bu veriler göz önünde bulundurulduğunda, termik santrallerin enerji ihtiyacımızı karşılama noktasında büyük öneminin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Enerji ihtiyacının karşılanmasında oynadığı büyük rol haricinde termik santraller, bacalarından havaya saldıkları kükürtdioksit, azot dioksit, karbonmonoksit, ozon ve partikül maddeler ve kül ile soğutma sürecinde kullanılan suyun atık sulara dönüşmesi nedeniyle çevreye ciddi zararlar verebilirler. Bu sebeple, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ve proje sonrası izleme ve denetleme faaliyetleri usulüne uygun şekilde yapılarak termik santrallerin çevreye verecekleri zararlar en aza indirilmelidir.

2. Termik Santraller

A. Tanımı, Çalışma Prensibi ve Türleri

Termik santraller, en basit tanımıyla; katı, sıvı ve gaz halindeki yakıtlarda var olan kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren tesislerdir. Tarihsel gelişimi incelenecek olursa, buhardaki ısı enerjisinin dönüşümünü ele alan termodinamik yasaları ile termik santrallerin ilk adımları atılmasına karşın, 1891 yılında Almanya ve New York’ta kurulan santraller, buhar türbinlerine dayalı sistemle çalışan ilk termik santraller olarak kabul görmektedir. Türkiye’de ise, İstanbul’da 1910 yılında yapımına başlanan Silahtarağa Termik Santrali, ilk termik santralimiz olarak kayıtlara geçmiştir (Alptürk, Teoman. (1984) Ülkemizde Termik Santrallar ve Elektrik Üretimi İçindeki Yerleri)

Termik santrallerde yanma sonucu meydana gelecek olan ısının mekanik enerjiye dönüştürülmesinde farklı sistemler kullanılmaktadır. Genellikle “türbin” olarak adlandırılan bu mekanizmalar, santrallerin üretim ana omurgasını oluşturmaktadır. Çalışma prensiplerine göre termik santralleri ise; Buhar Türbinli Santraller, Gaz Türbinli Santraller ve Dizel Santraller şeklinde üç başlık altında inceleyebiliriz.

Buhar türbinli termik santrallerin çalışma prensibi, buhar kazanlarında yakıt ve hava karışımının uygun şartlarda yakılarak kazanda bulunan sudan, yüksek sıcaklıkta yüksek basınçlı buhar elde edilmesi ve bu buharın türbinler sayesinde mekanik enerjiye dönüşmesi esasına dayanır.

Gaz türbinli termik santrallere bakılacak olursa, buhar türbinli santrallere benzer bir çalışma prensibi olmakla beraber ayrıca bir kazan, buhar türbini gibi yapıları bulunmayan tek bir teçhizat ile gazı sıkıştırma, yakma ve mekanik enerjiye dönüştürme işlevlerini görür. Hatta çevreyi daha az kirletme ve maliyet olarak daha düşük bir bütçeyle kurulabilme imkânları mevcutken, doğalgaz konusundaki dışa bağımlılığımız nedeniyle daha az tercih edilen bir santral çeşidi olarak görülmektedir (Oğurlu, Hayri. (2021). Teorik ve Uygulamalı Elektrik Enerjisi Üretimi ve İletimi, Seçkin Yayıncılık, sf 119-125).

Dizel yakıtlı santraller ise, yakıt olarak mazot kullanır. Dizel santrallerde mekanik enerjiyi oluşturan kısım dizel motordur. Ayrıca bir türbin veya yanma işleminin meydana gelmesi için ayrı bir kazana ihtiyaç yoktur. Sürecin tamamı motorun ürettiği mekanik enerjinin bu motora bağlı jeneratör tarafından depolanması şeklinde gerçekleşir.

B. Termik Santrallerin Çevresel Etkileri

Termik santrallerin çevreye etkilerini; emisyonlarının neden olduğu hava kirliliği, soğutma sisteminde kullanılan suların neden olduğu su kirliliği ve atıkları sebebiyle oluşan toprak kirliliği olarak üç ana başlık altında toplayabiliriz.

Termik santrallerde yakıtın yakılması sürecinde açığa çıkan Kükürt Dioksit(SO2), Azot Dioksit(NO2), Karbon Monoksit (CO), Ozon(O3), Partikül Maddeler (PM) ve küller hava kirliliğine neden olmaktadır. Özellikle havaya salınan SO2 ve NOx gazları, asit yağmurlarının oluşum sebeplerinden başında gelmektedir (Akkoyunlu, Atilla. Türkiye’de Enerji Kaynakları ve Çevreye Etkileri. sf.139).

Bunun dışında çevreye yayılan sera gazları, iklim değişikliğinin temel nedenleri arasındadır. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) Küresel İklimin Durumu 2020 raporu, sera gazı konsantrasyonları sebebiyle küresel ortalama sıcaklığın sanayi öncesi (1850-1900) seviyesinin yaklaşık 1,2 °C üzerinde olduğunu ortaya koymaktadır. Tüm bu etkilerine rağmen, Greenpeace’in Afşin Elbistan A ve Afşin Elbistan B Kömürlü Termik Santralleri Bölgesi Hava Kalitesi Ölçüm Raporu’nda, ölçülen PM10, PM 2.5, SO2 ve NO2 değerlerinin hepsinin DSÖ’nün önerdiği kılavuz değerleri ve AB’de geçerli olan yıllık ortalama limit değeri aştığı görülmüştür.

Bunun dışında termik santrallerde soğutma, buhar oluşturma ve temizleme gibi çeşitli amaçlarla su kullanılmakta ve tüm bu işlemler sonucunda tonlarca atık su oluşmaktadır. Bu konuda yapılan bir çalışmada (Baba, A. (2001). Yatağan Muğla Termik Santralı Atık Depolama Sahasının Yeraltı Sularına Etkisi, Jeoloji Mühendisliği Dergisi , 23 (2) , 1-18), Yatağan termik santrali çevresindeki gözlem kuyularından alınan su örneklerinde, kadminyum ve kurşun değerlerinin Çevre Koruma Örgütü’nün (EPA) içme suları için önerdiği 0.005 ring/1 ve 0.015 m.g/1 sınır değerlerini aştığı belirtilmiştir. Ayrıca Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 5.Değerlendirme Raporu‘nda okyanusların atmosfere salınan insan kaynaklı karbonun yaklaşık %30’unu emdiği ve bunun okyanusların asitlenmesine yol açtığı, ifade edilmiştir.

Linyit yakıtlı termik santrallerde, kömürün yanmasıyla bol miktarda kül de oluşmaktadır. Yukarıda açıkladığımız üzere, hava kirliliğine de neden olan küller, yere ulaştıklarında ise toprağın ve bitkilerin üzerini kaplayarak toprağın kalitesinin bozulmasına sebep olurlar. Bunun dışında T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yayınladığı termik santrallerin çevresel etkilerine ilişkin görüş yazısında, termik santrallerin depremsellik ve sismik risklerin oluşumuna da neden olduğu belirtilmiştir.

C. Termik Santrallerin İnsan Sağlığına Olan Etkileri

Sağlığın temelini oluşturan temiz hava, yukarıda çevresel etkilerini anlattığımız termik santraller nedeniyle her geçen gün daha da kirlenmektedir. Bu kirlilik ise, canlı ölümlerine ve hayat kalitesinin düşmesine sebep olmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2015 yılı Genel Kurulu’nda alınan kararla, hava kirliliği; iskemik kalp hastalığı, felç, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, astım ve kanser gibi hastalıklar için bir risk faktörü olarak kabul edilmiştir. Ayrıca yine Dünya Sağlık örgütü web sayfasında, her yıl 4,2 milyon insanın dış ortam hava kirliliğine bağlı olarak hayatını kaybettiği ifade edilmektedir. Greenpeace’in yapmış olduğu daha spesifik bir araştırmaya (Greenpeace, Sessiz Katil, “Türkiye neden kömürlü termik santrallerden vazgeçip yeşil enerjiye geçmeli?”, 2014 sf.29) göre ise, 2010 yılı için Türkiye’de kömür yakıtlı termik santrallerin yaymış oldukları gazların etken faktör olduğu ölüm sayısı ise 7.900 olarak tahmin edilmektedir.

Termik santrallerin yaydıkları gazlardan doğal olarak en çok etkilenecek olan kesim; çocuklar, yaşlılar, astım hastaları, süreğen tıkayıcı akciğer hastalığı (KOAH) olanlar ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan dezavantajlı gruplar olarak gösterilmektedir. Hava kirliliğinin çocuklarda görülme riskini artırdığı sağlık sorunlarından bazıları; düşük doğum ağırlığı, otizm, diyabet (Tip 1), ani bebek ölümü sendromu, astım, KOAH, bronşiolit ve bronşit gibi solunum hastalıkları, zatürre, bebek ölümü ve zeka geriliği olarak belirtilmektedir. Özellikle, Sağlık ve Çevre Birliği’nin (HEAL) “Türkiye’de kronik kömür kirliliği. Kömürün sağlık yükü ve kömür bağımlılığını sonlandırmak isimli raporunda yapmış olduğu, Türkiye’deki kömür yakıtlı termik santrallerden kaynaklı civa emisyonunun 2019 yılında çocuklarda toplam 8.850 IQ puanı kaybına neden olduğu tespiti, termik santrallerin çocuklarda zeka geriliğine olan etkisini ortaya koymuştur.

Tüm bu riskler, doğal olarak santrallere daha yakın alanlarda yaşayan insanlar için daha büyük tehdit oluşturmaktadır. Bu sebeple, termik santrallerin arazilerinin insan yaşam alanlarına daha uzak mesafelere kurulması gerekmektedir. Ancak ülkemizdeki Afşin-Elbistan, Çan ve Yatağan termik santralleri bu ifade ettiğimiz hususla çelişmektedirler. Son olarak, Birleşik Krallık’da, 9 yaşındaki bir kızın astım krizi sebebiyle ölümü sonrasında düzenlenen Adli tıp Raporu’nda, kızın yaşadığı yerin PM 2,5 için güvenli bir seviyede olmadığı ve hava kirliliği sebebiyle astımının başladığı ve ilerlediği tespiti, termik santrallerin etkileri konusunda dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır.

D. Türkiye’de Termik Santrallerin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ile Çevre İzin ve Lisanslama Süreçleri

Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’ne göre; çevresel etki değerlendirmesi (ÇED), gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesi, projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları kapsamaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin 2006/99 E. 2009/9 K. 15.01.2009 T. kararında : “...Anayasa’nın 56. maddesi Devlete verilen çevrenin korunması yükümlülüğünün bir gereğidir. (…) Günümüzde çevrenin kirlendikten veya bozulduktan sonra eski hale getirilmesinin çok külfetli olması, hatta kimi durumlarda olanaksız bulunması nedeniyle, kirlenen çevreyi temizleme veya bozulan çevreyi onarma yerine, olumsuz etkileri baştan önlemenin yöntemleri aranmaktadır. ÇED, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisidir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu çevre içerisindeki varlıklardır.” gerekçesine yer vererek ÇED’in önemini vurgulamıştır.

Ülkemizde ÇED’e ilişkin mevzuata bakacak olursak, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesi, ÇED olumlu veya gerekli değildir kararı alınmadıkça ilgili projelerin ruhsat veya izin almasını yasaklamaktadır. Anılan madde hükmü uyarınca çıkartılan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği ise, konuya ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir.

Yönetmelik ekinde ÇED’e tabi olan faaliyetler EK-I ve EK-II olarak 2 kısımda verilmektedir. Genel olarak çevresel etkileri daha fazla olan, kapasiteleri yüksek faaliyetler EK-1’de yer almaktadır. Ki, bu faaliyetler için daha kesin bir süreç öngörülürken EK-II’de yer alan daha küçük kapasiteli faaliyetler için daha çok “gereklilik” kararları ön plana çıkarılmıştır. Ayrıca gereklilik kararı yönetmeliğe göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca verilmekte ise de Bakanlık bu yetkiyi Valiliklere devredilebilmektedir.

Yönetmelik EK-I Listesine bakıldığında: “2- Termik güç santralleri: a) Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri,” ifadesi görülecektir. Bu sebeple çalışma kapsamında EK-I’deki faaliyetlerinin ÇED süreci incelenecektir.

Çevresel Etki Değerlendirme süreci, aşağıdaki şemada da görüleceği üzere usulüne uygun yapıldığı takdirde, şeffaf, halkın katılımı sayesinde demokratik ve önleme ilkesini esas alan bir süreçtir. Ancak, ülkemizde bu noktada bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır.

Türkiye’de 2013 yılından itibaren termik santrallerin özelleştirme süreci hız kazanmıştır. Bu tarihten önce Çayırhan Termik Santrali, 2001 yılında işletme hakkı devri yoluyla özelleştirilmiştir. Çatalağzı ÇATES, Kangal, Kemerköy, Orhaneli, Seyitömer, Soma B, Yatağan, Yeniköy ve Tunçbilek Termik Santrali 2013-2015 yılları arasında; Afşin Elbistan A Termik Santrali ise 2018 yılında özelleştirilmiştir.10 Bu özelleştirme sürecinin akabinde, termik santrallerin çevre mevzuatına uyum süreci başlatılmıştır.

Uyum süreci ile alakalı ilk düzenleme, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun geçici 8 inci maddesi kapsamında özelleştirilen termik santrallerin çevre uyum kriterlerinin yerine getirmesi için, 2018 yılına kadar süre tanınması şeklinde gerçekleşmiştir. Anılan düzenlemede ayrıca, Bakanlar Kurulu’na bu süreye ek 3 yıllık uzatma yetkisi verilmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 2. , 5. ve 56. maddelerini işaret ederek düzenlemenin idarenin denetleme yetkisini olanaksız kıldığı, “... özelleştirilen santrallerin 2018 yılının sonuna kadar çevre mevzuatı hükümlerine tâbi olmaktan çıkarılması ve bu durumun üç yıl daha uzatılabilmesi ihtimali karşısında tanınan süre ölçülü olmayıp, sürdürülebilir çevre ilkesiyle uyumlu...” olmadığı gerekçeleriyle düzenlemeyi iptal etmiştir.

İptal kararından sonra, 6719 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’da yapılan değişiklikle, özelleştirme kapsamındaki termik santrallere tanınan muafiyet sınırı 1 yıl daha ötelenerek 31.12.2019 olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme de Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürülmesine rağmen AYM kararında, öngörülen sürenin kesin olarak belirtilmesi ve tanınan muafiyetin ölçülü olması gerekçeleri ile davayı reddetmiştir. Bundan sonra, Enerji Piyasası Kanunu Geçici Madde 8’in ilk fıkrasına tesislere verilen sürenin 30.6.2022’de son bulmasına ilişkin bir kanun teklifi hazırlanmıştır. Ancak Cumhurbaşkanı, ilgili hükmün Anayasa’nın 56. Maddesine uygun olmaması ve 7 yıllık sürenin yeterli olmasına karşın 2,5 yıllık bir uzatma öngörülmesinin çevrenin korunması ilkesiyle bağdaşmayacağı gerekçeleriyle kanun teklifini 04.12.2019 tarihinde Meclis’e geri göndermiştir. Veto kararının ardından ilgili madde kanun teklifinden çıkartılmış ve son haliyle özelleştirilen termik santrallerden 01.01.2020 tarihi itibariyle yalnızca çevreye uyum süreçlerini gerçekleştirmiş olanlarının faaliyetlerine devam edebilecekleri öngörülmüştür.

Bu sürecin sonunda, Elbistan, Çatalağzı, Kangal, Seyitömer, Soma ve Tavşanlı’da bulunan Tunçbilek termik santrallerinin 01.01.2020’de, çevre uyum sürecini tamamlayamadıkları için faaliyetleri durdurulmuştur. Ancak bu sant- raller, 26.12.2019’da yani faaliyetlerinin durdurulması muhtemel olan tarihten yalnızca 5 gün önce Atıkların Düzenli De- polanmasına Dair Yönetmelik’te yapılan değişiklikle ve Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği‘nde yer alan Geçici Faaliyet Belgesi sayesinde üretim süreçlerine devam edebilmişlerdir. Çevre izin sürecinin başlangıç aşamasını düzenleyen bu hükümler, esasında çevre mevzuatına uyumunu gerçekleştirmeyen termik santrallere belirli sürelerle muafiyet tanımıştır.

Öncelikle Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik’e bakılacak olursa 26.12.2019 tarihinde, Yönetmeliğin Geçici 3. maddesinde değişiklik yapılmıştır. Geçici Madde 3 esasında, termik santrallerin Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği’ne göre çevre izni almaları için gereken İl Müdürlüğü uygunluk yazısı, Düzenli Depolama Tesisi Onay Belgesi, Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi ve İş Temin Planını özelleştirilmiş termik santraller bakımından istisna tutan bir değişiklik olmuştur. Anılan değişiklik, bu belgeler yerine ‘üniversitelerin çevre ve inşaat mühendisliği bölümlerince çevresel tedbirleri içerecek şekilde hazırlanan kurumsal akademik rapor’ alınması suretiyle elektrik üretim santrallerinin atık depolama faaliyetlerine devam edebilmelerini öngörmüştür.

Bu düzenleme, Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği doğrultusunda faaliyetlerine devam edebilmeleri için gerekli olan Geçici Faaliyet Belgesi ve Çevre İzin Belgelerinin alımı konusunda atık depolama sahaları yönünden hukuki belirlilikten ve bütüncül yaklaşımdan uzak ve istisna hukukuna kapı açan bir düzenleme getirmiştir. Kapsamı belirli olmayan bir akademik raporla diğer hukuki şartların bertaraf edilmesi durumu karşısında ilgililerce dava süreci başlatılmıştır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, açılan davada yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Bunun üzerine, Yönetmelik Geçici madde 3’te bir değişikliğe daha gidilmiş ve bu değişiklikte yalnızca akademik raporun kapsamı detaylandırılmakla yetinilmiştir.

Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği’nde yer alan Geçici Faaliyet Belgesini (GFB) düzenleyen hükümlere bakıldığında ise orada da “esnetilmiş muafiyet süreleri” görülmektedir. Şöyle ki, Yönetmelik madde 13’e göre, GFB’si olan ancak 1 yıl içerisinde yükümlülüklerini yerine getiremediği için çevre izin ve lisans belgesi alamayan tesislerin 1 yılın sonunda GFB’si iptal olacaktır. Ancak, tesisin 60 gün kapalı kalması ve belirlenen tutarda bir ceza yatırılması ile tekrar GFB başvurusu yapılabilecektir. Bu şekliyle özelleştirilmiş veya özelleştirilecek olan termik santraller için, insan sağlığı ve çevreye zararları açık olsa dahi, çevre mevzuatına uyum amacıyla herhangi bir yatırım yapmadan faaliyetlerine devam edebilecekleri ve karşılığında herhangi bir idari yaptırımla karşılaşmayacakları muafiyet süresi düzenlenmiştir.

3. Sonuç

Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, ulusal mevzuatlarla ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olup, herkese tanınan bir hak olma özelliğini taşımaktadır. Bunun yanında T.C. Anayasası madde 56’da belirtildiği şekliyle, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devlete ve vatandaşlara bir görev olarak yükletilmiştir.

Bu çerçevede, termik santrallerin bilimsel olarak kanıtlanmış olan, çevreye ve insan sağlığına olan olumsuz etkileri nedeniyle bireylerin temel haklarından olan sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, ihlal edilmektedir.

İhlallerin ve krizin geç de olsa farkına varan bazı devletlerin, 2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP 26) vermiş oldukları kömürü aşamalı olarak bırakma sözü, kömüre en bağımlı ABD, Çin, Hindistan ve Avustralya gibi ülkelerin bu ittifakta yer alamaması nedeniyle, pek fazla bir anlam ifade etmeyeceği de görülmektedir. Ancak, COP 26 taslak metninde vurgulanan kömürün ve fosil yakıtlara finansal desteğin kademeli olarak azaltılması çağrısı, uzun yıllar sonra atılan somut bir adım olarak düşünülebilecektir.

Ülkemizin emisyon salınımı, küresel ölçekte sanayi devriminden bu yana kümülatif emisyonlarının sadece %0.7’sini ifade etmektedir. Ancak, Türkiye’nin, dünyada termik santrallerin sınırlandırılmasına yönelik çalışmalar devam ederken yeni termik santraller için izinler vermesi ve muafiyet düzenlemeleri yapması olumsuz bir tavır olarak dikkat çekmektedir. Bu durum, ülkemizde hakim olan “hukuk kurallarının istisnasız olmaması ve sonra bu istisnaların genel kurala dönüşmesi” anlayışının sonucudur.

Öte yandan, iklim değişikliğiyle mücadeleyi amaçlayan Paris İklim Anlaşması 10.11.2021 tarihi itibarıyla ülkemizde de yürürlüğe girmiştir. Böylelikle, Anlaşmayı onaylayan ülkelerin ortak amacı olan, küresel sıcaklık artışını 2 derecenin kayda değer şekilde altında tutmayı başarmak, mümkünse 1,5 derecede sınırlamak ve 2050 itibariyle tüm gezegende karbon-nötr hedefine ulaşmak hedefine, Türkiye de dahil olmuştur. Ancak, ülkemiz Anlaşma kapsamında henüz herhangi bir emisyon azaltımı taahhüt etmemiştir. Yaptığımız tek taahhüt, 2015 yılında deklare edilen ulusal katkı niyet beyanıyla, 2030 yılı itibariyle sera gazı emisyonlarındaki artışın %18 ila yüzde %21 oranında azaltacağının taahhüdüdür (Sonrasında, Türkiye, Güncellenmiş Birinci Ulusal Katkı Beyanı’nı ve bu kapsamda 2030 iklim hedeflerini kabul ederek Sekreterya’ya sunmuştur. Türkiye bu bildirim ile, 2015 yılında sunulan beyandaki referans senaryoya kıyasla, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonunu %41 azaltacağını açıklamıştır). Ancak, çevresel krizin başat aktörleri olan termik santrallere dair yapılan muafiyet düzenlemeleri, işte bu taahhütten sonra yapılmış düzenlemelerdir. Bu tezatlık düşünüldüğünde, idarenin yaptığı regülasyonlarda, Anayasal haklara mı yoksa rantın dağıtımına mı daha çok dikkat ettiği sorusunu akıllara getirmektedir.

İdare yapacağı regülasyonlarda, yalnızca sektör oyuncusunun çıkarı yani özel çıkarı gözetmemeli, kamunun çıkarını öncelemelidir. Özellikle çevresel kamu düzeni kavramının ön planda yer aldığı bu sahada, çevre mevzuatına uyum kapsamında muafiyetlerin, istisnaların genel kurala dönüştürülmeye çalışılması, bireylerin temel haklarının ihlal edilmesine neden olacaktır.

Kapitalist dünya düzenlerinde, enerji ihtiyacının karşılanması, toplumlar için özellikle de gelişmekte olan ülkeler için büyük önem arz etmektedir. Çünkü küresel sermayenin daima (!) büyümesini sağlayacak en temel kaynak enerjidir. Ancak, bu ihtiyacın karşılanmasında ülkelerin, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim yapılabildiğini de dikkate alması gerekir. Ülkemiz, yenilenebilir enerji üretiminde büyük bir potansiyele sahiptir. İdarenin bu potansiyeli kullanmak için düzenlemeler yapması ve mevcut termik santrallere ilişkin regülasyonlarda şirketlerin karlarını maksimize etmelerine yardımcı olmayı değil; bireylerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını tesis etmeyi ilke edinmesi gerekmektedir. Son günlerde, enerji arz ve güvenliğinin kritik bir önem taşıdığı da açıkça görülmektedir. Bu sebeple, dışa bağımlı olduğumuz termik santral yakıtları yerine kendi öz kaynaklarımıza yönelerek temiz enerji üretmek, enerji güvenliğimizi de tesis edecektir. Hukuk devletinin hakim olduğu, temiz enerjinin yaygınlaştığı ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımızı kullanabildiğimiz yarınları görebilmek dileğiyle…

 

Not: Bu makale Üstad Dergi 14.sayısında (Kış 2022) yayınlanmıştır. 

 

KAYNAKÇA

Akkoyunlu, Atilla. Türkiye’de Enerji Kaynakları ve Çevreye Etkileri. sf.139
Alptürk, Teoman. (1984). Ülkemizde Termik Santrallar Ve Elektrik Üretimi İçindeki Yerleri
Anayasa Mahkemesi’nin 2006/99 E. 2009/9 K. 15.01.2009 T. kararı
Anayasa Mahkemesi’nin 2013/65 E. 2014/93 K. 22.5.2014 T. Kararı
Anayasa Mahkemesi’nin 2016/150 E. 2017/179 K. 28.12.2017 T. Kararı
Baba, A. (2001). Yatağan Muğla Termik Santralı Atık Depolama Sahasının Yeraltı Sularına Etkisi . Jeoloji Mühendisliği Dergisi , 23 (2) , 1-18
Çaltı, N., Bozoğlu, B., Aldırmaz, A. T., Deniz Atalar, G. (2021). Özelleştirilmiş Termik Santraller ve Çevre Mevzuatına Uyum Süreçleri, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği.
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO). (2021). Küresel İklim Durumu Raporu 2020. s.6
Greenpeace, Sessiz Katil, “Türkiye neden kömürlü termik santrallerden vazgeçip yeşil enerjiye geçmeli?”, 2014 sf.29 Greenpeace. (Ekim-Kasım 2020). Hava Kalitesi Ölçüm Raporu “Afşin – Elbistan A ve B Kömürlü Termik Santralleri Bölgesi Kahramanmaraş” s.17 https:/webdosya.csb.gov.tr/db/ced/editordosya/TERM%C3%84%C2%B0K%20SANTRALLER(1).pdf erişim: 03.11.2021 https:/www.who.int/airpollution/en/ erişim: 06.11.2021
IPCC, 2014: Climate Change 2014: Synthesis Report. Contribution of Working Groups I, II and III to the Fifth As- sessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change [Core Writing Team, R.K. Pachauri and L.A. Meyer (eds.)]. IPCC, Geneva, Switzerland, 151 p
Koç, A., Yağlı, H., Koç, Y., Uğurlu, İ. (2018). Dünyada ve Türkiye’de enerji Görünümünün Genel Değerlendirilmesi, Mühendis ve Makine, 59(692), 86-114.
Oğurlu, Hayri. (2021). Teorik ve Uygulamalı Elektrik Enerjisi Üretimi ve İletimi, Seçkin Yayıncılık, sf 119-125.

Özlüer, F. (Haziran 2021). Özelleştirilen Termik Santraller, Çevre Mevzuatına Uyum ve Haklar, Haklar ve Araştırmalar Derneği.
Pala, Kayıhan., (Eylül 2014). Kömürlü Termik Santrallerin Sağlık Etkileri, Türk Tabipleri Birliği Bursa Tabip Odası

Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL-Health and Environment Alliance). (Ocak 2021). Türkiye’de kronik kömür kirliliği. Kömürün sağlık yükü ve kömür bağımlılığını sonlandırmak s.14
Temiz Hava Hakkı Platformu. (Eylül 2021). Kara Rapor 2021, Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri. s.55
T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. (2016). Sektörel Atık Kılavuzu (Termik Santraller).
T.C. Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü. (2021) Enerji İstatistik Bülteni.

 

 

Benzer Yazılar

İklim değişikliği ile ilgili beklenen karar
AİHM İklim Davalarına Yön Verecek
derin deniz madenciliği
Sendikalı Kadın Çalışan Olmak
Yapay Zeka Çağında Avukatlık...
Akıllı İlaç Bedellerini Devlet Ödeyecek mi?
Derin Deniz Madenciliği İkilemi
Tutsaklığın Resim Hali
AİHM'den İklim Değişikliği İle İlgili Beklenen Kararlar
Fransız Rekabet Otoritesi Google Bard'a Karşı
Hasta, Hekim, Sistem İlişkisi: Hekimlerin Sorumluluğu ve Tıp Alanındaki Problemlerin Kısır Döngüsü
Çevre Hukuku Atölyeleri - V
Çin'de Hukuk ve Yerel Gücün Denetimi
Moda Sektöründe Tasarımların Korunması
Büyük Veri Çağında Hukuk Teknolojileri ve Avukatlık
Inherit The Wind; ABD'de Maymun Davası
10 Püf Noktası; Erken Dönem Dava Değerlendirmesi