GPT Serisi Çerçevesinde Yapay Zekâ Sistemleri

GPT Serisi Çerçevesinde Yapay Zekâ Sistemleri

Son günlerde dilimizden düşürmediğimiz bir kavram “yapay zekâ”. Küresel ölçekli çok sayıda teknoloji firması yapay zekâ araçları geliştirme yarışında. Hayatın her bir alanından derlenen büyük veri, laboratuvar ortamına taşınarak yapay zekanın kullanım alanlarının genişletilmesini amaçlayan AR-GE çalışmalarını besliyor. Geliştirilen yapay zekâ sistemlerinden en çok dikkat çeken, son günlerde adından sıklıkla bahsettiğimiz GPT serisinin en gelişmiş ürünü olan ve Mart 2023’te çıkarılan GPT-4.

GPT Serisi Çerçevesinde Yapay Zekâ Sistemleri

Bildiğimiz üzere, marka bilinirliğinin üst düzeyde olduğu durumlarda, marka adı ürünün adı haline gelebiliyor. Eczacıbaşı’nın bir markası olan Selpak’ın, peçeyete verilen isim haline gelişi gibi ya da bir Alman markası olan Uhu’nun on yıllardır yapıştırıcının ismi haline gelişi gibi, GPT serisi de yapay zekanın adı olma yolunda ilerliyor.

Oysa GPT serisi, özünde kendisini bir yapay zekâ araştırma şirketi olarak tanımlayan Amerikalı OpenAI’nın bir ürünü. Bu şirketin misyonu, yapay zekanın tüm insanlığa faydalı olmasını sağlamak olarak ifade ediliyor. Şirket, yapay genel zekâ sistemleri (artificial general intelligence systems) terimini sıklıkla kullanıyor ve bu sistemleri “genellikle insandan daha zeki olan yapay zekâ sistemleri” olarak tanımlıyor.

OpenAI, yapay zekâ sistemlerini, tüm insanlık spektrumunun perspektif ve tecrübelerine dair bilgi ve bunlara saygı ile geliştirilmesi gerekliliğine vurgu yapıyor. OpenAI bünyesinde yaklaşık 100 çalışan bulunuyor ve bu çalışanlar üç temel alanda faaliyet gösteriyor: Yetenekler (capabilities – yapay zeka sistemlerinin yapabileceklerinin sınırlarını genişletmek üzerinde çalışan ekip), güvenlik (safety – yapay zeka sistemlerinin yapabileceklerinin insani değerler ile uyumlulaştırılması alanında çalışan ekip) ve son olarak politika (policy – geliştirilen yapay zeka sistemlerinin makul yönetişimini sağlamaya çalışan ekip).

OpenAI, öncelikle kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak faaliyete geçiyor. Kurucuları arasında Elon Musk da var. Ancak süreç içerisinde misyonunu gerçekleştirebilmek için milyarlarca dolar yatırıma ihtiyaç duyacağına dikkat çekerek şirketin sahip olduğu sermayeyi artırabilmek için karma (hybrid) bir finansal modele geçiyor. Buna göre OpenAI, kâr amacı gütmek ve gütmemenin ortasında konumlandırılmış “sınırlı karlılık – capped profit” denilen özgün bir gelir modelini uygulamaya koyuyor.

Bu sisteme geçişlerinin sebebini, bildikleri mevcut bir hukuki yapının istedikleri dengeyi sağlamadığını belirterek ortaya koyuyorlar. Şirketin imajına baktığınızda Silikon Vadisi’nde konumlanmış, üst düzey teknolojiyle ve kaliteli beşeri sermayeyle donatılmış muntazam bir teknoloji şirketi görüyorsunuz.

Yapay Zeka Konusunda Kaçınılmaz Ayrışma

Sosyal mecralar, ChatGPT başta olmak üzere, yapay zekâ araçlarının gelişimi ve yaygın kullanımı karşısında genel anlamda ikiye bölünmüş durumda. Kimi akademisyen ve profesyoneller “ChatGPTyi en etkin nasıl kullanabiliriz?” temalı paylaşımlarda bulunurken, kimileri ise “ChatGPT neden yasaklanmalıdır? temalı paylaşımlarda bulunuyor. Bu spektrumun ortasında ise, teknolojinin insanlığa faydalı olduğu konusunda hemfikir olan, fakat yapay zeka araçlarının geliştirilmesi sürecinde iyi bir planlama ve yönetim sistemi kurgulanmasının elzem olduğuna dair kaygıları dile getiren bir grup yer alıyor. Bu grup, ısrarla Yavaş ve dikkatli olun.” çağrısında bulunuyor.

Öncelikle yapay zekayı teknik terimlere girmeden kısa ve net bir şekilde tanımlamakta fayda var. Ancak yapay zekayı tanımlayabilmek için öncelikle yapay zekanın ana besin kaynağından bahsetmek gerekiyor. Dünyaca ünlü veri stratejisti Bernard Marr’ın derlediği verilere bakacak olursak, dünya genelinde interneti kullanan 7 milyar insan mevcut ve halihazırda günde 2,5 kentilyon bit veri üretiliyor. Üretilen veri o denli hızlı artıyor ki, bugüne kadar dünyada üretilen tüm verinin %90’ı yalnızca son iki yılda üretilmiş durumda. Google’da saniyede 40.000; günde 3,5 milyar arama yapılıyor. Bu sadece Google’da yapılan arama sayısı.

Her dakika, Snapchat’te yarım milyonu aşkın fotoğraf paylaşılırken, Youtube’da 4 milyonu aşkın videoya tıklanıyor. Bu örneklerin sonu yok. Üstelik yalnızca insanlar değil; devletler, şirketler, organizasyonlar ve hatta birbiri ile iletişim kuran nesneler de veri üretiyor. Bu çerçevede yapay zekayı, en basit tabiriyle, veriden beslenen, insan zihnini taklit eden, veriyi analiz eden, bu sayede olay ve olgular arasında yeni bağlantılar kuran, veri ile beslendikçe kendini geliştiren sistemler olarak tanımlayabiliriz.

Tanımlarımıza yer verdikten sonra, OpenAI’nin GPT serisine dönecek olursak; üretilen her türlü veriyi (fotoğraf, video, ekran görüntüsü, sayı, kod, hukuki metin, ses vb.), insan aklı tarafından tasarlanan ve fakat teknik kabiliyetler ve veri işleme kapasitesi bakımından insan aklından çok daha üstün olan ve sentez kabiliyetine sahip yapay zeka aracı GPT-4 işleyip anlamlandırabiliyor. Örneğin GPT-4, Amerika Birleşik Devletleri’nde avukat olabilmek için geçilmesi gereken ve zorluğuyla meşhur baro sınavını (Uniform Bar Exam) üstün başarıyla geçebiliyor.

Böylesine büyük bir veri kaynağının önemli bir kısmından beslenen bir yapay zekanın sınırlarını ne yazık ki bilemiyoruz. Hatta OpenAI şirketi de kendi ürünün sınırlarını öngöremiyor, bu da literatüre girmiş durumda: kapasite fazlası/tehlikesi (capacity overhang).

İşte bu nedenle, aralarında Elon Musk, Steve Wozniak gibi isimlerin de olduğu bini aşkın sayıda yapay zeka uzmanı ve araştırmacısı, yazdıkları açık mektup ile, dev yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesine en az altı aylık ara verilmesi gerektiğini, bu sayede bu sistemlerin yetenekleri ile arz ettiği tehlikelerin araştırılabileceğini, aksi halde bu sistemlerin kendi geliştiricilerinin kontrolünden çıkabileceğini, bu sistemlerin ancak ve ancak riskler öngörülebilir ve kontrol edilebilir olduğunda, bir diğer deyişle insanlık üzerindeki etkilerinin olumlu olacağına emin olunduğunda işletilmesi gerektiğini vurguladı. Bu açık mektup şu kritik soruları ve yorumu içeriyor:

Makinelerin bilgi kanallarımızı propaganda ve gerçek dışılıkla doldurmasına izin vermeli miyiz? Tüm meslekleri otomatize etmeli miyiz? Nihayetinde insanları alt edecek olan akılları geliştirmeli miyiz? Medeniyetimizin kontrolünü kaybetmeyi riske atmalı mıyız? Bu kararları seçimle iş başına gelmemiş teknoloji liderlerine delege edemeyiz.

Görüldüğü gibi buradaki endişe, bir kara kutuya dönüşmekte olan yapay zekâ araçlarını geliştirme yarışını yavaşlatmak ve şeffaf, öngörülebilir, adil yapay zekâ sistemlerinin tasarlanabilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını sağlamak.

İlk Yasaklamalar Geldi

OpenAI’nin ChatGPT ürününün kullanımı; batılı devletlerden ilk olarak İtalya tarafından yasaklanmış durumda. İtalya Veri Koruma Otoritesi, verilerin gizliliğine ilişkin kaygılardan ve algoritmaları eğitmek için derlenen verinin hukuki bir temelinin olmadığından bahisle Mart 2023’te ChatGPT kullanımını yasakladı. Çin, Rusya, İran, Güney Kore, Suriye, Küba’da yasaklandı. Fransa, İrlanda, Almanya ve Birleşik krallık da konuyu gündemine almış durumda.Türkiye’nin bu alanda hangi adımları atacağı da merak konusu.

Ölçümlenmesi zor miktarda verinin üretildiği, bilgiye ulaşmanın aşırı kolaylaştığı, istemediğimiz kadar bilgiyle çevrelendiğimiz bu bilgi çağından; farkında olmadan yepyeni bir çağa doğru yelken açıyoruz: yapay zekâ çağı. İnsanların yerini alabilecek ve hatta insanlardan daha üstün hale gelebilecek, kendi tasarımcısının kontrolünden çıkabilecek güç ve kapasitede sistemlerden bahsediyoruz. Yapay zekâ sistemleri, henüz çözülememiş büyük problemleri çözmeyi mümkün kılabileceği gibi, başlı başına büyük problemler de yaratabilir.

Elbette aradan 50 yıl geçmeden, olayların tarih olarak incelenemeyeceği aşikâr. Ancak gelecekten bugüne bir bakış ile, içinde bulunduğumuz bu dönemin, yeni bir çağın başlangıcı olarak nitelendirilebileceğini düşünüyorum. Çağ açıp kapatan olaylara baktığımızda tarihte dönüm noktası teşkil eden olaylar arasındaki zaman farkının git gide azaldığını görüyoruz. Nitekim yazının icadından kavimler göçü arasında yaklaşık 3600 yıl varken, kavimler göçü ile İstanbul’un fethi arasında yaklaşık 1100 yıl, İstanbul’un fethi ile Fransız İhtilali arasında yaklaşık 330 yıl ve Fransız İhtilali ile internet kullanımının yaygınlaşmasıyla Bilgi Çağı’nın başladığı düşünülen 1980’li yıllar arasında ise yaklaşık 190 yıl bulunuyor.

Görüldüğü üzere, bir çağın kapanıp yeni bir çağın başlaması, giderek kısalan bir süreç.

Çağlar kısalıyor, çağların değişimi de ivmeleniyor. Son dönemdeki bu yakınsamanın sebebinin gelişen teknoloji ve inovasyon olduğu konusunda pek tereddüt bulunmuyor. 2020’ler bu bağlamda yepyeni bir çağın başlangıcı olabilir mi? Bence evet, ama yeri gelmişken, az sonra ChatGPT’den, kendisinin bir çağ kapatıp kapatamayacağını, geçmişte çağ açıp kapatan olaylar ekseninde değerlendirmesini ve bana değerlendirmelerini “pek bilgili bir uzman” üslubuyla aktarmasını rica edeceğim.

 

Benzer Yazılar

yapay zeka ve avukatlık
rekabet v.google bard
yapay zekanın çevresel etkileri
Sendikalı Kadın Çalışan Olmak
Yapay Zeka Çağında Avukatlık...
Akıllı İlaç Bedellerini Devlet Ödeyecek mi?
Derin Deniz Madenciliği İkilemi
Tutsaklığın Resim Hali
AİHM'den İklim Değişikliği İle İlgili Beklenen Kararlar
Temiz Hava Hakkı Mücadelesi Anayasa Mahkemesi’nde
Hasta, Hekim, Sistem İlişkisi: Hekimlerin Sorumluluğu ve Tıp Alanındaki Problemlerin Kısır Döngüsü
Çevre Hukuku Atölyeleri - V
Çin'de Hukuk ve Yerel Gücün Denetimi
Moda Sektöründe Tasarımların Korunması
Büyük Veri Çağında Hukuk Teknolojileri ve Avukatlık
Inherit The Wind; ABD'de Maymun Davası
10 Püf Noktası; Erken Dönem Dava Değerlendirmesi