sıcaklık artışı ve MS

Sıcaklık Artışı ve MS: AİHM’de Çarpıcı İklim Davası

AİHM, MS Hastası Markus Müllner’in Avusturya’ya Karşı Açtığı İklim Değişikliği Davasını İncelemeye Aldı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 1 Temmuz 2024’te Müllner v. Avusturya (no. 18859/21) davasına ilişkin önemli bir adım attı. Bu dava, sıcaklık artışı ve MS etkileşimi çerçevesinde iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini AİHM gündemine taşıyan çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Daha önce ÜSTAD Dergi’de yayınlanan bir makalede belirtildiği gibi, AİHM’in iklim değişikliği davalarına yaklaşımı son yıllarda önemli bir değişim geçirmiştir.

Davanın Özeti ve Arka Planı

Markus Müllner, 1980 doğumlu bir Avusturya vatandaşı ve multipl skleroz (MS) hastasıdır. Gmünd, Avusturya’da yaşayan Müllner, iklim değişikliğinin sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini öne sürerek Avusturya hükümetine karşı dava açmıştır.

Müllner’in iddiası, Avusturya’nın iklim değişikliğiyle mücadelede yetersiz kaldığı ve bu durumun kendi sağlığını doğrudan tehlikeye attığı yönündedir. Bu dava, iklim değişikliği ve insan hakları arasındaki bağlantıyı vurgulayan önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Sıcaklık Artışı ve MS; Uhthoff Fenomeni ve İklim Değişikliği İlişkisi

Müllner’in yaşadığı Uhthoff fenomeni, MS hastalarında yüksek sıcaklıklarda görülen bir durumdur. Bu fenomen, iklim değişikliğinin neden olduğu sıcaklık artışlarıyla doğrudan ilişkilidir. Uhthoff fenomeninin temel özellikleri şunlardır:

 

  1. Semptomlar: Geçici felç ve hareket kısıtlılığı
  2. Tetikleyiciler: 30°C üzeri sıcaklıklar, egzersiz, ateş
  3. Etki süresi: Genellikle geçici, ancak yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir
  4. Önemi: İklim değişikliğinin bireysel sağlık üzerindeki somut etkisini göstermesi

Uhthoff fenomeni, MS hastalarının vücut sıcaklığı arttığında nörolojik semptomlarının geçici olarak kötüleşmesi durumudur. Bu durum, sıcak hava, egzersiz, ateş veya sıcak küvette bulunma gibi faktörlerden kaynaklanabilir. Müllner’in bu fenomenden etkilenmesi, yüksek sıcaklıkların sağlık durumu üzerinde doğrudan ve olumsuz bir etkisi olduğu anlamına gelmektedir.

Hukuki Süreç ve Gelişmeler

Müllner’in hukuki mücadelesi şu aşamalardan geçmiştir:

  1. 20 Şubat 2020: Müllner, Avusturya Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Bu başvuruda, Katma Değer Vergisi Kanunu, Mineral Yağ Vergisi Kanunu ve Havacılık Yardımları Yönetmeliği’nin bazı hükümlerine itiraz etti.
  2. 30 Eylül 2020: Anayasa Mahkemesi başvuruyu reddetti. Mahkeme, Müllner’in şirketlere yönelik vergi avantajlarını düzenleyen hükümlerin muhatabı olmadığını ve onun yasal çıkarlarıyla çatışmadığını belirtti.
  3. 8 Nisan 2021: Müllner, AİHM’e başvurdu. Bu başvuru, Avusturya’nın iklim değişikliğiyle mücadelede yetersiz kaldığı ve bu durumun kendi sağlığını tehlikeye attığı iddiasını içeriyordu.
  4. 18 Haziran 2024: AİHM, davayı Avusturya hükümetine bildirdi ve cevap vermesini talep etti. Aynı zamanda, AİHM Dairesi, davaya Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca öncelik verilmesine karar verdi.

AİHM’de Öne Sürülen İddialar

Müllner v. Avusturya başvurusunda, Müllner, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin şu maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir:

  1. Madde 6: Mahkemeye erişim hakkı – Müllner, Anayasa Mahkemesi’nin şikayeti üzerine karar verirken aşırı biçimsel bir yaklaşım benimsediğini ve bunun mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini öne sürmektedir.
  2. Madde 8: Özel yaşama ve aile hayatına saygı hakkı – Başvuran, iklim değişikliğinin etkilerinin kendisini fiziksel, psikolojik ve ahlaki bütünlüğü açısından ciddi bir riske maruz bıraktığını iddia etmektedir.
  3. Madde 13: Etkili başvuru hakkı – Müllner, ulusal hukuk sisteminin bu şikayetler için etkili bir çözüm sunmadığını öne sürmektedir.

Ayrıca, Müllner Avusturya’nın Paris Anlaşması’nın hedeflerini gerçekleştirecek yeterli yasama ve idari çerçeveyi uygulamaya koymadığını ve sera gazı salınımını etkili bir şekilde azaltma konusunda ulusal hedeflerine ulaşamadığını iddia etmektedir.

Müllner v. Avusturya başvurusunun dikkat çekici özelliklerinden biri, iklim değişikliği ile mücadele bağlamında vergi politikalarını sorgulamasıdır. Bu yaklaşım, iklim değişikliği davalarında yeni ve potansiyel olarak etkili bir stratejiyi temsil etmektedir.

Başvurunun Vergisel Boyutu

Müllner’in başvurusu, şu vergi düzenlemelerini hedef almıştır:

  1. Katma Değer Vergisi Kanunu (Umsatzsteuergesetz)
  2. Mineral Yağ Vergisi Kanunu (Mineralölsteuergesetz)
  3. Havacılık Yardımları Yönetmeliği (Luftfahrtbegünstigungsverordnung)

Başvuran, bu düzenlemelerin iklim değişikliğine katkıda bulunan sektörlere (özellikle havacılık) vergi avantajları sağladığını, buna karşın çevre dostu alternatiflere (örneğin demiryolu taşımacılığı) benzer avantajlar sunmadığını iddia etmektedir.

Vergi Politikalarının İklim Değişikliği Üzerindeki Etkisi

Bu yaklaşım, vergi politikalarının iklim değişikliği üzerindeki etkisini şu açılardan vurgulamaktadır:

  1. Teşvik Mekanizmaları: Vergi indirimleri veya muafiyetleri, belirli endüstrileri veya faaliyetleri teşvik edebilir. Yüksek karbon emisyonuna sahip sektörlere sağlanan vergi avantajları, dolaylı olarak iklim değişikliğini hızlandırabilir.
  2. Davranış Değişikliği: Vergi politikaları, tüketici ve üretici davranışlarını etkileyebilir. Çevre dostu ürün ve hizmetlere yönelik vergi teşvikleri, daha sürdürülebilir tercihleri teşvik edebilir.
  3. Kaynak Dağılımı: Vergi politikaları, ekonomik kaynakların farklı sektörler arasında dağılımını etkiler. İklim dostu teknolojilere yönelik vergi avantajları, bu alanlara yatırımı artırabilir.
  4. Uluslararası Rekabet: Vergi politikaları, ülkelerin uluslararası rekabet gücünü etkileyebilir. Bu durum, ülkelerin iklim politikalarını şekillendirmede rol oynayabilir.

Hukuki ve Politik Çıkarımlar

Müllner’in başvurusu, vergi politikalarının iklim değişikliği bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini öne sürerek önemli hukuki ve politik çıkarımlar sunmaktadır:

  1. Devlet Sorumluluğunun Genişlemesi: İklim değişikliği ile mücadele sadece doğrudan çevre politikalarıyla sınırlı olmayıp, vergi politikaları gibi dolaylı etkileri olan alanları da kapsamalıdır.
  2. Bütüncül Politika Yaklaşımı: İklim değişikliği ile mücadele, ekonomi, vergi, ulaşım ve enerji politikalarının entegre bir şekilde ele alınmasını gerektirir.
  3. Hukuki Denetimin Kapsamı: AİHM’in bu davadaki kararı, uluslararası mahkemelerin ulusal vergi politikalarını iklim değişikliği bağlamında denetleme yetkisini genişletebilir.
  4. Vergi Adaleti ve Çevre Adaleti: Vergi politikalarının iklim değişikliği üzerindeki etkileri, vergi adaleti kavramına yeni bir boyut ekleyebilir.

AİHM Kararları, Ulusal Tepkiler ve Yargı Aktivizmi Tartışmaları

AİHM’in iklim değişikliği davalarındaki kararları, ulusal ve uluslararası düzeyde önemli tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu tartışmalar, yargı aktivizmi, demokratik meşruiyet ve uluslararası hukukun ulusal egemenlik üzerindeki etkisi gibi konuları gündeme taşımıştır.

İsviçre Örneği: Parlamentonun AİHM Kararına Tepkisi ve Karşı Eleştiriler

İsviçre’de yaşanan gelişmeler, bu tartışmanın karmaşıklığını gözler önüne sermektedir. AİHM’in İsviçre’ye yönelik kararı sonrasında, İsviçre Federal Meclisi bu karara eleştirel bir yaklaşım sergilemiştir. İsviçre’nin önde gelen gazetelerinden Blick, bu durumu şöyle değerlendirmiştir:

“Demokrasilerde fikir özgürlüğü esastır. Hâkimler yanılmaz olmadığı gibi onları eleştirmek de kaidelere aykırı değildir. Dolayısıyla, Eyaletler Konseyi’nin net bir duruş sergilemesi ve Federal Meclis’i İnsan Hakları Mahkemesi’ne sınırlarını hatırlatmaya davet etmesi doğrudur: Yargı politika yapmak için değil, parlamentolar tarafından çıkarılan kanunlara uyulup uyulmadığını denetlemek için vardır.”

Ancak, bu tepki de eleştirilere maruz kalmıştır. Tages-Anzeiger gazetesi, Federal Meclis’in tutumunu şöyle eleştirmiştir:

“Elimizde bir protesto bildirisi var: İsviçre Federal Meclisi’nin bir kanadı mahkemenin birini eleştiriyor ve kendi hükümetini, karara uymamaya -veya görmezden gelmeye de diyebilirsiniz- çağırıyor. Tıpkı otokratların yapmayı pek sevdiği gibi. Kararı eleştirenler ne kadar sıkıntılı bir mesaj gönderdiklerini, bildiride de yazıldığı üzere önem atfettikleri bir kuruma ne denli zararlar verdiklerini görmüyorlar: Eyaletler Konseyi üzerinde ciddi şüpheler yaratan bir durum bu. Akıllıca verilen oylar ve argümantatif hünerler eksik değildi belki, ama -ve daha da kötüsü- siyasi bilgelikten eser yoktu.”

Yargı Aktivizmi ve Demokratik Meşruiyet Arasındaki Denge

Bu tartışmalar, yargı aktivizmi kavramını ön plana çıkarmaktadır. Yargı aktivizmi, mahkemelerin, özellikle de yüksek mahkemelerin, mevcut yasaları yorumlarken veya anayasayı uygularken geniş bir takdir yetkisi kullanması ve bu yolla toplumsal veya politik değişimlere yol açması olarak tanımlanabilir.

  1. Yargı Aktivizminin Olumlu Yönleri:
    • İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi
    • Hukukun değişen toplumsal koşullara adapte edilmesi
    • Azınlık haklarının korunması
  2. Yargı Aktivizminin Eleştirilen Yönleri:
    • Demokratik süreçlere müdahale
    • Kuvvetler ayrılığı ilkesinin zedelenmesi
    • Yargının siyasallaşması riski

Müllner Davası Bağlamında Değerlendirme

Müllner v. Avusturya davası, bu tartışmalar ışığında daha da önem kazanmaktadır. AİHM’in bu davada vereceği karar, şu dengeleri gözetmek durumundadır:

  1. İnsan Hakları ve Çevre Koruması: İklim değişikliğinin insan hakları üzerindeki etkisini vurgulamak, ancak bunu yaparken çevre politikalarının belirlenmesinde ulusal hükümetlerin yetkisine saygı göstermek.
  2. Ulusal Egemenlik ve Uluslararası Yükümlülükler: Uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülükler ile ulusal egemenlik arasında bir denge kurmak.
  3. Yargı Aktivizmi ve Demokratik Süreçler: İklim değişikliği gibi acil ve küresel bir sorunda etkin çözümler üretmek, ancak bunu yaparken demokratik süreçleri bypass etmemek.
  4. Bireysel Haklar ve Kolektif Çıkarlar: Müllner gibi bireylerin sağlık haklarını korurken, toplumun genelini ilgilendiren iklim politikalarını da göz önünde bulundurmak.

Sonuç: Karmaşık Bir Denge Arayışı

Müllner davası ve benzer davalar, sadece iklim değişikliği politikalarını değil, aynı zamanda uluslararası hukuk, ulusal egemenlik, demokratik meşruiyet ve yargı aktivizmi arasındaki karmaşık ilişkileri de şekillendirme potansiyeline sahip.

Bu davalar, gelecekte iklim değişikliği ile mücadelede hukuki ve politik yaklaşımların nasıl dengeleneceğini belirlemede kritik bir rol oynayacaktır. AİHM’in vereceği kararlar, bir yandan iklim değişikliğiyle mücadeleyi güçlendirirken, diğer yandan da ulusal demokratik süreçlere saygı göstermeyi hedeflemelidir.

Sonuç olarak, Müllner davası gibi davalar, modern demokrasilerde yargı, yasama ve yürütme arasındaki hassas dengenin yeniden değerlendirilmesine yol açmaktadır. Bu süreç, iklim değişikliği gibi küresel sorunlarla mücadelede uluslararası işbirliği ile ulusal egemenlik arasında yeni bir denge kurulmasını gerektirecektir.

Aynı zamanda, bu dava vergi politikalarının iklim değişikliği üzerindeki etkisini vurgulayarak, iklim davalarında yeni bir hukuki strateji sunmaktadır. Bu yaklaşım, devletlerin iklim değişikliği ile mücadele sorumluluğunu daha geniş bir perspektiften ele almakta ve potansiyel olarak gelecekteki iklim davalarına örnek teşkil edebilecek niteliktedir.

AİHM’in bu konudaki kararı, sadece Avusturya’nın değil, tüm Avrupa ülkelerinin vergi politikalarını iklim değişikliği bağlamında gözden geçirmelerine yol açabilir. Bu durum, iklim değişikliği ile mücadelede vergi politikalarının stratejik önemini artırabilir ve daha bütüncül ve sürdürülebilir ekonomik politikaların geliştirilmesine katkıda bulunabilir.


Bu makale hazırlanırken Claude AI desteğinden yararlanılmıştır. 

Benzer Yazılar

Ekokırım Gezegenin Yasal Kalkanı Olabilir mi?
Dünden Bugüne Çalışma Hayatında Kadın Olmak -1-
Türkiye İşçi Hukuku
Akıllı İlaç Bedellerini Devlet Ödeyecek mi?
Ekokırım Suçu Gezegene Yasal Kalkan Olabilir mi?
Dünden Bugüne Çalışma Hayatında Kadın Olmak -1-
Sıcaklık Artışı ve MS: AİHM'de Çarpıcı İklim Davası
Gönenç Gürkaynak Söyleşisi
Kolektif Sendika Özgürlüğü; Abdullah Şahin vd Kararı Analizi
Yapay Zekanın Çevresel Etkileri
Ekokırım Suçu Gezegene Yasal Kalkan Olabilir mi?
Sıcaklık Artışı ve MS: AİHM'de Çarpıcı İklim Davası
Dünden Bugüne Çalışma Hayatında Kadın Olmak -1-
Türkiye İşçi Hukuku
Danışıklı Alt İşverenlik Uygulamaları
Kolektif Sendika Özgürlüğü; Abdullah Şahin vd Kararı Analizi
Toplu Gözetim ile İlgili Yeni AİHM Kararı Türkiye'yi Nasıl Etkiler?