Büyük Veri Çağında Avukatlık ve Hukuk Teknolojileri

Gizem Koç

Avukat, Ankara Barosu

Hukuk ve teknoloji pek yan yana getirmediğimiz kavramlar olsa da; UYAP, içtihat veri tabanları, icra otomasyon programları ile iletişim programlarının, meslek yaşamımıza getirdiği değişiklikleri yadsımak pek mümkün değil.

Birçoğumuzun, sözkonusu teknolojilerle ilişkisi, belki de, yaşanan teknik sıkıntılara, kullanım kolaylığı sağlamayan tasarım yetersizliklerine anlık olarak sinirlenmek veya geçmişi anımsayarak, bu yeni kolaylıklara minnettar olmak -her halükarda- sonrasında, fazlaca üzerinde düşünmeyip, unutmak üzerine kurulu. Ancak, hukuk teknolojisi alanındaki güncel gelişmeler ve bu gelişmelere dair ana akım kurgu, bu sınırlı düşünsel ilişkinin dışına çıkmayı gerektiriyor gibi. Peki nedir bu gelişmeler? Ve hukuk teknolojilerinin, mesleğimize, nasıl etkilerinin olacağı tahmin ediliyor?

Kendi adına bir Wikipedia girişi dahi olan “legal tech” (hukuk teknolojisi) kavramının, avukat istihdam oranlarını, iş süreçlerini ve avukatlık ortaklık yapısını ciddi anlamda değiştireceğinden söz ediliyor. Hukuk teknolojilerinin bir kısmı, avukatların bürokratik yüklerini alıp tekrara dayalı işleri gerçekleştirirken; bir kısmı da, vatandaşların veya şirketlerin, avukata gereksinim duymaksızın, basit hukuksal sorunlarını çözebilmelerine yardımcı olmak üzere tasarlanmış.

Birinci türe çok yakınımızdan bir örnek, yeni yeni tanışmaya başladığımız hukuk (büro) otomasyon sistemleri. Bulut teknolojileri üzerinden işleyen sözkonusu sistemler, en azından ilk bakışta, iş süreçlerimizi önemli ölçüde kolaylaştırmayı vadediyor. Örneğin, İstanbul Üniversitesi Hukuk Müşavirliği’nde, “Hukuk Otomasyon Dönüşüm Projesi” adıyla işlerlik kazanan yeni bir sistem sayesinde; fiziki dosyaların, her seferinde, arşivden çıkarılmaları, duruşmalara taşınmaları ve dilekçelerdeki şablon bilgilerin tekrar yazılmalarıyla ilintili, güçlük ve emek/zaman israfının önüne geçileceği ifade ediliyor. Bu şekilde, aynı gün bir çok duruşmaya girmek durumunda olan avukat; yanında taşıdığı tek bir tablet, bilgisayar ve hatta cep telefonundan bütün dosya bilgilerine erişebiliyor. Bunun dışında, belge formatlarının, UYAP ile uyumlulaştırılması, dosya bilgilerinin, yeni dilekçelere otomatik olarak tanımlanması veya dosyanın, aynı anda birden fazla kişi tarafından incelenebilmesi gibi diğer özelliklerin de verimi arttırması bekleniyor.

Teknoloji üretimi yapan ülkelerde, avukatlara, mesleklerinin yürütümünde kolaylık sağlayacak, gelişmiş algoritmalardan artık çokça söz ediliyor. Bunlardan biri, Lex Machina adlı şirket tarafından geliştirilerek, Amerika’daki çeşitli hukuk firmaları, kurumlar ve diğer şirketlere pazarlanan Legal Analytics yazılımı. Sözkonusu yazılım, basit bir ifadeyle, çok büyük miktardaki ham yargılama verisini; hakim, savcı ve avukatların davranışlarıyla ilgili izlekler çıkarılabilecek şekilde işliyor. Böylelikle, programı kullanan avukat, belirli bir hakimin, kendisine yöneltilen belli türdeki taleplerden (tahliye, ihlal tespiti, tedbir istemi…vs.) ne kadarını olumlu karşıladığı, türlerine göre davalarda, ortalama ne kadar sürede karar verdiği veya karşı taraf avukatının, hakimlerin, belli davalardaki ve/veya belli hukuk alanlarındaki deneyim düzeyi, bu avukatın müvekkil profili gibi, yargılama gidişat ve sonuçları hakkında öngörüde bulunmasını sağlayacak nitelikteki bilgilere ulaşabiliyor. Sözkonusu yazılımın, avukatların dava stratejilerini daha sağlıklı bir şekilde oluşturarak müvekkillerini, sürecin başında kapsamlı bir şekilde bilgilendirebilmelerini sağladığı ifade ediliyor. Üstelik bu hizmet, yalnızca hukuk firmalarına değil, aynı alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin ne miktarda avukatlık ve dava masrafı yaptığı gibi bilgilere erişmek isteyen şirketlere de sunuluyor. Bunun şirket avukatlarının denetimi açısından da yeni bir döneme işaret ettiği söylenebilir.

Avukatların iş süreçlerine yardımcı olmak üzere geliştirilmiş teknolojilere, bir diğer örnek de “dünyanın ilk yapay zekalı avukat asistanı” olarak tanıtılan ve IBM Watson’un bilişsel bilişim sistemi üzerinden çalışan Ross Intelligence. Yazılımı geliştiren girişim (start-up) firmasının hukukçu ortağının ifadesiyle, “herhangi bir meslektaşınızla konuşuyormuşcasına” soru sorduğunuzda Ross, yasal metinleri, içtihatları ve diğer ikincil hukuksal kaynakları tarayarak, anlamlı olabilecek sonuçlar çıkarıyor. Üstelik de bunu dakikalar, hatta saniyeler içerisinde yapabiliyor.

Ross, cümleleri unsurlarına ayırarak anlayabilme özelliği ve kullanıldıkça kendini geliştirebilmesiyle, aşina olduğumuz arama motorlarının çok ötesinde. Bu özellikleri ile avukatların araştırmaya harcadıkları süreyi kısaltması bekleniyor. Nitekim, şimdilik sadece iflas hukuku alanında işleyen yazılımın, bu tür davalara bakan avukatlara %20-%30 oranında zaman tasarrufu sağladığı iddaa ediliyor.

Vatandaşların, avukata başvurmaksızın, basit sayılan hukuksal sorunlarını çözebilmelerine imkan veren yazılımlar da giderek yaygınlaşıyor. Bunlardan belki de en çok dikkat çekeni, DoNotPay (Ödeme!) adlı, Facebook Messenger üzerinden ücretsiz çalışan “chatbot” (sohbet botu). Londra ve New York sakinlerinin, park cezalarına itiraz etmelerine yardımcı olmak için 19 yaşındaki bir Stanford öğrencisi tarafından geliştirilen “chatbot”; ceza kesildiği sırada, etrafta trafik levhalarının olup olmadığı gibi cezanın haklılığını ve miktarını belirleyebilecek hususlara dair sorular ile itiraz sürecini yönlendiriyor.

Bu işleviyle, çok ciddi bir kullanım yaygınlığına erişen “chatbot”; sonrasında, uçuş ve tren gecikmelerine ilişkin başvurularda, evsizlik tehdidi ile karşı karşıya kalan bireylere, tahliye/barınma başvurusu süreçlerinde (Ağustos 2016) ve son olarak Suriyeli mültecilere ABD, Kanada ve Birleşik Krallık nezdindeki göçmenlik ve sığınma başvuruları süreçlerinde yardımcı olacak şekilde geliştirildi.

Chatbot dışında, LegalZoom gibi, hukukçu olmayan kimselerin, vasiyetnameler ve çeşitli devir sözleşmeleri gibi belli dokümanları kişiselleştirebilmelerine imkan veren siteler ile kişi ve kurumların, vergi mevzuatına uygunluğunu otomatik olarak denetleyen, vergi beyan/iade belgelerini doldurmalarına yardımcı olan vergi programları da giderek yaygınlaşıyor.

Hukuk teknolojisindeki gelişmeler, hukuk fakülteleri ve barolarda da yankı bulmaya başladı. Örneğin “Kar amaçlı olmayan inter-disipliner bir proje” olarak tanımlanan Helsinki Üniversitesi Hukuk Teknolojisi Laboratuvarı (University of Helsinki Legal Tech Lab) ile, hukuk teknolojisi ve pratiğinin dijitalleşmesi alanında araştırma ve deneyler yapılacağı ifade edilirken vatandaşların adalete, mahkeme karar ve süreçlerine erişimini kolaylaştıracak teknolojiler üzerine çalışıldığı da ifade ediliyor.

Avukat Mesleki Davranış Kuralları Modeli’nin, temsilde yeterliliği düzenleyen 1.1. sayılı maddesini, avukatlara “ilgili teknolojilerin fayda ve riskleri de dahil olmak üzere hukukun uygulamasındaki değişikliklere ayak uydurma” yükümlülüğünü getirecek şekilde yeniden düzenleyen Amerikan Barolar Birliği (ABA) Etik Komisyonu da bir diğer örnek. Bir yandan teknolojik yeterlilik, mesleki yetkinliğin ön koşulu haline getirilirken, hukuk teknolojilerinin güvenli ve etkili kullanımının, avukatlık eğitim programlarına dahil edilmesi de, ABA’nın,  2017 gündem maddelerinden birisi oldu.

Amerikan Barolar Birliği’nin, avukatlık mesleğini yeniden tasarlayan, “yenilikçi” avukatların hikayelerinin derlenip yayımlanmasına yönelik bir proje olarak tanımladığı “Legal Rebels”ın (Hukuk Asileri) bloğu olan New Normal (Yeni Normal), neredeyse tamamen teknoloji kullanımını konu ediniyor. Bu sırada yeni teknolojilerle ilgili veri sorumluluğu düzenlemeleri de uluslararası baroların gündemlerini meşgul etmeye devam ediyor.

Peki hukuk teknolojilerin, mesleğin geleceğine nasıl etki etmesi bekleniyor? İşlerin, otomasyona olan duyarlılıkları konusunda öncü çalışmalardan birisinde; katip ve avukat yardımcılarının, otomasyon nedeniyle iş alanlarının yok olması bakımından yüksek risk kategorisinde, avukatların ise düşük risk kategorisinde olduğu tahmin edilmişti. Buna göre, önümüzdeki birkaç on yıllık dönemde, işlerinin %90’lar oranında otomasyona uğrayacağı tahmin edilen avukat yardımcılarına, sekreterlere ve katiplere karşın avukatların ortalama riski, yalnızca %3’dür.

Avukatların, zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini inceleyen bir diğer grup araştırmacı ise, hukuk işlerinin birçoğunu yapmaya, insanların, makinelerden daha yetkin olduğunu savunuyor.  Araştırmacılar, “yapay zeka” olarak adlandırılan teknolojilerin gerçekleştirdiği, vasiyetname yazımı gibi işlerin, halihazırda pek azının, gerçekten avukatlar tarafından yapıldığını; gelişen teknolojilerin avukatlar için yeni iş imkanlarını beraberinde getirdiğini (kişisel veri hukukunda olduğu gibi), önümüzdeki on yıl içerisinde, avukatlık istihdam kaybının, yıllık %2.5 gibi düşük bir oranda gerçekleşeceğini öngörüyor.

Buna karşılık, alanın ana akım teorisyenlerinden biri olan Richard Susskind, avukatlığın, önümüzdeki yirmi yıl içerisinde, geçtiğimiz iki asırda geçirmiş olduğu evrimden daha büyük ve köklü bir değişim geçireceğini söylüyor.7 Susskind, “yapay zekalı” yazılımlar ile iletişim teknolojilerini, “kesintiye uğratıcı teknolojiler” olarak nitelendirirken, bunlara uyum sağlamayan avukatların ve geleneksel anlamdaki avukatlık mesleğinin, önemini yitireceğini tahmin ediyor.

Susskind, müvekkile göre tasarlanmış ve özgülenmiş (“ısmarlama”) geleneksel avukatlıktan, “verimlilik” ile “masrafların düşürülmesi” temalı meta hukuk hizmetleri sunumuna, geçişi öngörüyor. “Avukatlık” yerine, “hukuksal hizmet sunumu” deyimini kullanan yazar, geleneksel hukuk hizmetleri aşamasını takip edeceğini öngürdüğü aşamaları; standart formların, yeni müvekkillerin durumlarına uyarlanmasını içeren ve yaratıcı çabanın tekrarını gerektirmeyen süreçlerin işlerlik kazandığı standardize hizmet sunumu; hukuk otomasyon sistemlerinin kullanımını içeren sistematizasyon; çeşitli form, hazır sözleşmeler veya diğer kalıp dokümanların, internet kullanıcılarına, paket halinde sunulduğu paket hizmet sunumu, olarak ifade ediyor.

Her ne kadar kendisi, “seri üretim” ifadesi yerine“seri kişiselleştirme (mass customization8)”yi tercih etse de, Susskind’in, metalaşmış hukuki hizmet sunumu olarak kavramsallaştırdığı gelecek kurgusunun, günümüzün seri üretim süreçlerine benzerliği dikkat çekici. Hukuksal işlerin, teknolojinin sağladığı olanaklar çerçevesinde, parçalara bölünerek, dünyanın çeşitli yerlerindeki farklı (taşeron) organizasyon veya kişilere ihale edildiği, “tam zamanında üretim just-in-time production)”in kural olduğu bu küresel tedarik zinciri, Susskind’e göre, istenen bir sonuç -zira kendisi söz konusu yapılanmanın avukatlık ücretlerinin düşürülmesi, toplumda daha geniş bir kesimin hukuk hizmetlerinden faydalanabilmesi ve dolayısıyla son toplamda adalete erişim açısından elzem olduğunu savunuyor.

Susskind’e göre, mesleğin geleceğinde, klasik anlamda avukatlık giderek gözden düşerken, sorunu analiz ederek parçalarına ayırmayı, işi yürütecek tedarikçilerin seçimini ve “kalite kontrolü”nü meslek edinen “hukuksal süreç yöneticileri/analistleri” önem kazanacak ve istihdam oranları artacaktır.

Susskind, bu evrimin “adalete erişim” üzerinden meşrulaştırılması girişiminde yalnız değil. Ross’un yaratıcıları da dahil bir çok teknoloji üreticisinin pazarlama kampanyalarında ve hatta Helsinki Üniversitesi’nin “Legal Tech” projesinin tanıtımında, “adalete erişim” şiarını benimsediklerini görüyoruz.

Görülüyor ki, “hukuk hizmetleri”, “avukatlık mesleği” kavramının yerini alırken “süreç değil sonuç odaklılığa” vurgu yapılıyor ve sıkça avukat ücretlerinin yüksekliğinden bahsediliyor. Peki adalete erişim hakkı ile teknoloji, bu denli birbirileri ile özdeşleştirilebilecek kavramlar mı? Ve her türlü hukuk otomasyon ve teknoloji girişimi, “adalete erişim” kavramı çerçevesinde meşrulaştırılabilir mi? Sanki, “hacker” yöntemleriyle, erişebildiği bütün yargı kararlarını, ücretsiz şekilde halka açan ve bu nedenle yoğun baskılara maruz kalan Aaron Schwartz9 örneğinde bile teknoloji ile adalete erişim arasındaki ilişki daha doğrudan gibi. Zira, günümüzde bu tür teknolojilerin büyük çoğunluğu, IBM gibi güçlü yazılım şirketleri tarafından, büyük çaplı hukuk şirketlerine, belli hukuk alanlarında kullanılmak üzere satılıyor. Buna göre; küçük avukatlık ortaklıklarının veya düşük gelirli avukatların, sözkonusu teknolojilere erişimi, bir diğer deyişle, gelişkin teknolojinin, meslektaşlar arasındaki dağılımı önemli olduğu gibi, büyük hukuk firmalarının, hedef kitlelerinin, çoğunlukla temel hakları ihlal edilen bireyler veya sivil toplum kuruluşları değil, şirketler olduğunu da göz ardı edemeyiz.

Bu noktada, avukata başvurmaksızın, uyuşmazlık çözümü vadeden uygulamaların da, her durumda göründükleri kadar masum olmayabileceğini, bunların da ekonomik veya siyasi anlamda, güçlü hedef kullanıcılara yönelik olacak şekilde tasarlanabileceğini belirtmek gerekir. Mülteci veya evsizlere yardımcı olan “chatbotlar” kadar, tahliye süreçlerini otomatize ederek, ev sahiplerine hizmet sunan “ClickNotices” yazılımı ve benzerleri de var.

Aynı şekilde, ABD’de, vergi beyan işlemlerini kolaylaştırıcı yazılımlar üreten şirketlerin, vergilendirme sisteminin basitleştirilmesi ve/veya beyan hazırlık hizmetlerinin, devlet tarafından ücretsiz sağlanması yönündeki önerilere karşı yürüttükleri yoğun lobi faaliyetlerinden de sıkça bahsedilmekte.

Buradan hareketle sorulması gereken bir diğer soru da, her durumda zorunlu bir siyasi arka planı olan hukukun, gerçekte  ne denli otomatikleştirilebileceği ve bunun, her durumda istenen bir sonuç olup olmadığı. Bütün bu soru ve kaygılar, hukuk teknolojisini, sosyo-politik bağlamından soyutlayarak, tartışmanın ve otomatikman adalete erişim kavramıyla özdeşleştirmenin, pek de sağlıklı bir yaklaşım olmadığına işaret ediyor.

Avukatlık hizmetleri, sanayi devrimi ile ürünleri meta haline gelen zanaatkarlar tarafından sunulan hizmetlerle kıyaslanabilir mi? Bir an için, bu soruya olumlu yanıt verebildiğimizi varsaysak bile, Susskind’inki gibi tekno-futurist “ütopyalar”da, avukatların, emek süreçlerinin, büyük ölçüde görünmez kılındığını dikkate almak gerekir. Her ne kadar, “sıkıcı”, rutin işlerden kurtulmanın, bazı avukatları ferahlatacağı, yaratıcı çalışmaya alan açacağı kabul edilebilirse de, ciddi emek sömürüsü ve insan hakları ihlalleriyle anılan “küresel” tedarik zincirlerinin, avukatlığın geleceği için uygun bir senaryo gibi gözükmediği de açık.

Gelişen teknolojilerin, emeğin değerlenmesine dair başka anlamları da var. Avukatların, hukuk teknolojinin, tasarım ve içerik üretim aşamalarında vazgeçilmez bir rol oynadığı, sözkonusu alanın, avukatlar için yeni bir istihdam ve faaliyet alanı haline gelmeye başlayacağı açık. Teknoloji tasarım aşamalarına birebir katılmayacak çok sayıdaki avukat için ise belki de yeni yazılımların, tüketicilik ile üreticilik arasındaki çizgiyi muğlaklaştırdığından sözedilebilecek.

Kullanım oranları arttıkça gelişen/ “öğrenen” ve dolayısıyla değerlenen IBM Ross gibi yazılımları kullanan avukatların bu çerçevede bir nevi “türetici” olarak adlandırılmaları dahi mümkün. Sağlanan bu artı değerin, teknoloji tasarım aşamasına birebir katılmayan kullanıcı avukatlar için bir başka tartışma ve mücadele alanı olabileceğini de düşünebiliriz.

Bu çerçevede, belirli durumlara özgü olarak, imkanı olmayan kişilere ücretsiz hukuk hizmetleri sunumunu veya yargının hukuka uygun işleyip işlemediğini göstermek bakımından, çok değerli olabilecek, kapsamlı veri işleme faaliyetlerini mümkün kılabilen hukuk teknolojilerini yadsımanın da, otomasyon ve ilgili gelecek projeksiyonlarını sorgusuz sualsiz kabul etmek kadar sakıncalı bir tutum olacağı açık.

Nihayetinde, “teknoloji işimizi elimizden alacak” ve “teknoloji hayatımızı kolaylaştıracak” şeklindeki ikilemlerden kaçınmak,; elimizin altında bulunmasına alıştığımız UYAP, icra otomasyon sistemleri ve içtihat arama motorları da dahil, halihazırdaki teknolojiler ile buna ilişkin ana akım avukatlık kurgusuna alternatifler geliştirebilmek son derece önemli. Bu yazının da, gelecekteki daha zengin bir tartışmanın parçası haline geleceğini umuyoruz.

 

  • https://www.ted.com/watch/ted-institute/ted-ibm/the-world-s-first-ai-legal-assistant, Erişim Tarihi: 08.09.2017.
  • https://www.theguardian.com/technology/2017/mar/06/chatbot-donotpay-refugees-claim-asylum-legal-aid, Erişim Tarihi: 08.09.2017.
  • https://www.helsinki.fi/en/networks/legal-tech-lab/about. Erişim Tarihi: 08.09.2017.
  • Council of Bars and Law Societies of Europe (CCBE), “CCBE Guidence on Improving the IT Security of Lawyers Against Unlawful Surveillance”, Brussels, 20.05.2016.
  • Frey, Carl Benedict and Osbourne, Michael A. “The Future of Employment: How Susceptible Are Jobs To Computerization?”, Technological Forecasting and Social Change, Volume 114, January 2017, Pages: 254-280.
  • Dana Remus and S. Levy, Frank, “Can Robots Be Lawyers? Computers, Lawyers and the Practice of Law”, November 27, 2016, available at: https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2701092, Erişim Tarihi: 08.09.2017.
  • Susskind, Richard, The End of Lawyers? Rethinking the Nature of Legal Services-”, Oxford University Press, 2010 .
  • Richard Susskind “seri bireyselleştirme” kavramını; “bireylerin özel ihtiyaçlarını karşılayacak süreç ve sistemlerin seri üretim benzeri bir verimlilik çerçevesinde kullanılması” olarak tanımlıyor.
  • Aaron Schwartz’a karşı açılan dava ile ilgili belgeler için bkz: https://archive.org/stream/UsaV.AaronSwartz-CriminalDocument53/UsaV.AaronSwartz-CriminalDocument53_djvu.txt, Erişim Tarihi: 08.09.2017.
  • Pasquale, Frank, “Automating the Professions: Utopian Pipe Dream or Dystopian Nightmare?”, Los Angeles Review of Books, March 15, 2016.
  • Vergi yazılım firmalarının lobi faaliyetleri ile ilgili bilgiye şu linkteki rapordan ulaşılabilir: https://www.warren.senate.gov/files/documents/Tax_Maze_Report.pdf, Erişim Tarihi: 08.09.2017.
  • Pasquale, Frank and Cashwell, Glyn, “Four Futures of Legal Automation” , UCLA Law Review Discourse, available at: http://digitalcommons.law.umaryland.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=2543&context=fac_pubs,
  • Erişim Tarihi: 08.09.2017.

“Türetici” (prosumer), tüketici ve üretici kavramlarının dijital emek teorisyeni Christian Fuchs tarafından birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir kavram.

No Comments Yet

Comments are closed