SOKAK FOTOĞRAFÇILIĞININ HUKUKA YANSIMALARI

Türkiye’de fotoğrafçılık denildiğinde elbette ki akla gelen ilk isim, günlük hayattan sunduğu kesitler ile fotoğrafı gerçeğin bir temsili olarak tanımlayan ve bu gerçeği olanca yalınlığıyla sonsuzlaştıran fotoğraf üstadı Ara Güler’dir.

Bu söz bir sanat dergisinin pek tabii içeriğini teşkil edebilecekken, biraz farklı bir yorumla meseleyi hukuki açıdan değerlendirerek -ve belki de Ara Güler’in içten içe işaret ettiği- mesleki yükümlülüklerinin ağırlığını sistematik bir biçimde sizlere sunmak istedik.

Antik Yunancada ışık anlamına gelen photos ile Latince olan graphē (kayıt) sözcüklerinin bir arada kullanılması ile oluşan ve ışıkla yazma anlamını taşıyan, bir hikâye anlatma ve anıları belgeleme aracı olarak kullanılan fotoğraflar, günümüz toplumunun sosyal medya kullanımının getirdiği paylaşım merakı ile vazgeçilemez bir hal almıştır. Birçok sosyal platformun fotoğraf paylaşma üzerine kurgulanan içerikleri ile beraber belki de günümüzde en çok fotoğraflanan şey doğa, obje veya mimari yapı olmaktan çok insan halini almıştır.

Esasen fotoğraf, insanların kişisel değerlerine, özel yaşam alanlarına tanıklık etmekte olup bu tanıklık müdahaleye dönüştüğü oranda hukuk sistemi tarafından çeşitli yaptırımlar ile engellenmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle, insanın kişiliğini oluşturan değerler göz önüne alınarak, maddi ve manevi varlığa saldırı niteliğindeki ihlallerden kaçınılması zaruridir. Zira, etik kurallar da bu durumu gerekli kılmaktadır.

Bu kapsamda, emek barındıran, sanat ve estetik değer taşıyan fotoğrafların, güvence ve koruma altına alınması gerekliliği ile, izinsiz veya taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı şekilde kullanılması sonucu başkasının hak ve hürriyetine müdahale etme özelliği taşıyan fotoğrafın hukuk ile ilişkisinin irdelenmesi dezaruri bir hal almaktadır…

Henüz Yorum Yapılmadı

Yorumlar kapatıldı