temiz hava hakkı

Temiz Hava Hakkı Mücadelesi Anayasa Mahkemesi’nde

Temiz Hava Hakkı

Çevre sorunlarının giderek etkisini artırmaya başladığı bir dönemdeyiz. Özellikle fosil yakıtlara dayalı enerji üretim süreçleri, iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salımlarından sorumlu olduğu gibi kirletici emisyonları nedeniyle insanlar ve canlı hayatı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu anlamda, özellikle kömüre dayalı termik santraller, insanlığın terk etmesi, geride bırakması gereken bir enerji üretim teknolojisi olarak öne çıkıyor.

Nitekim, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan “termik santrallerin çevresel etkilerine” dair dokümanda da, termik santrallerin çevreye verdiği zararlara dair detaylı bilgilere yer verilmiştir;

  1. Termik santrallerin doğal çevre üzerindeki olumsuz etkilerinden bir diğeri de yakma sonucunda veya baca gazı desülfürizasyon tesislerinden çıkan küllerin su kaynakları üzerinde yarattığı kirlenmedir. Özellikle baca gazı desülfürizasyon tesisi olmayan veya arızalanarak devre dışı kalmış olan tesislerden, büyük oranlarda kükürt dioksit çıkışı olmaktadır. Söz konusu gazın canlılar üzerinde birçok olumsuz etkisi vardır. Bunlardan birisi bitkiler üzerindeki etkisidir. Linyitle çalışan termik santrallerin aktif hale geçmesiyle ormanlarda kirleticilerin birikimli etkisi söz konusu olmaktadır. Bu etki çam gibi iğne yapraklı ağaçların iğne yapraklarında kükürt birikimi ve ağaçların yıllık büyüme halkalarında daralma olarak ortaya çıkmaktadır. Sonuçta zararlı gaz etkisi hem bitki örtüsünün gelişimini yavaşlatarak kesintiye uğratmakta hem de odun üretiminde verim ve hasılat kaybına neden olmaktadır.
  2. Termik santrallerde soğutucu, buhar elde etme ve temizleme gibi amaçlarla kullanılan sular sıcaklık dereceleri yükselmiş olarak toprağa, yeraltı sularına, akarsulara ve denizlere boşaltılmaktadır. Suyun sıcaklığı yüksek olduğu için sularda yaşayan canlıları etkilemektedir.
  3. Asit yağmurları, yaprakların stomalarına girerek yaprağın su dengesini sağlayan stoplazmanın asitleşmesine neden olurlar. Bunun sonucunda sıvı kaybeden yaprak, kısa sürede ölür. Bu şekilde ağacın hastalıklara dayanıklılığı azaldığından zararlı böceklerin istilasına uğrar ve ölümü hızlanır. Ayrıca giderek zayıflayan ve yaprak kaybeden ağacın tepe çatıları seyrekleşerek rüzgâr perdesi görevini yapamaz ve ağaç rüzgârdan devrilebilir. 
  4. Asit yağmurunun toprağa düşmesi sonucu toprağın asiditesi artar ve bu kuvvetli asidik çözeltiler topraktaki Ca++, Mg+, K+ gibi minerallerin kaybına neden olur. Bu mineraller ağaçların büyümesi ve kendilerini yenilemeleri için yaşamsal öneme sahiptirler. Toprakta pH %5’ in altına düşerse toprak sıvısı içinde alüminyum ve ağır metallerin konsantrasyonu artar. 
  5. Kurak mevsimlerde topraktaki nemin azalması sonucu bu maddeler iyice yoğunlaşır ve bitki kökleri için öldürücü etki gösterirler. Ayrıca kloroplastlarda biriken SO2 yaprağın fotosentez yapmasını engeller ve bu yolla da ağaca zarar verir. Tüm bunların sonucunda ağaçların yeşil sürgünleri gelişmeyip kurumakta, yaprakları dökülmekte, çiçek ve meyve vermemektedir. 
  6. Bizzat Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan dokümana göre, kömürle çalışan termik santraller, özellikle de çevresel yükümlülüklerini yerine getirmeksizin (baca gazı desülfürizasyon tesisi olmayan ve/veya verimli çalışmayan, eski teknoloji olan…) çalışanlar, çevreyi pek çok farklı açıdan kirletmektedir.

Paris Anlaşması’nı geç de olsa onaylayarak yetersiz bir ulusal katkı beyanı (NDC) kabul eden ülkemiz açısından, kömürlü termik santrallerin, Bakanlık tespitlerine rağmen hala önemli bir tartışma konusu olması düşündürücü. 2009 yılında, strateji belgesi ile ilan edilen, mevcut bütün kapasiteyi kullanmak üzere çok sayıda termik santralin inşası ile işletmeye alınması hedefi geçerliliğini yitirmiş görünse de hala ısrarla gündeme getirilen projeler var. Bunlardan birisi de özelleştirme sonucunda Çelikler Holding’e (Afşin Elbistan Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.) geçen Afşin Elbistan A Termik Santrali’ne iki yeni ünite ilave edilmesi projesi.

27 Nisan 2022’de halkın katılımı toplantısı yapılan Afşin Elbistan A Termik Santrali V. ve VI. ünite ilavesi projesinde ÇED raporu Çınar Mühendislik A.Ş. tarafından hazırlanarak 05.02.2024 tarihinde Bakanlığa sunuldu. Sıradaki iş ise 2 Nisan 2024 tarihinde yapılacak inceleme değerlendirme komisyonu (İDK) toplantısı. 

Afşin Elbistan bölgesinde aktif iki (2) termik santral (Çelikler Afşin Elbistan (A) Termik Santrali ile EÜAŞ Afşin Elbistan B Termik Santrali) bulunurken, yakın zamanda projelendirilen üçüncü termik santral (Afşin C) çalışmaları, ÇED Olumlu kararının yargı kararı ile iptali üzerine durmuştur. 

Büyük Deprem (06.02.2023) sonrasında iki aktif santralin de hizmet dışı kaldığı bilinmekle beraber sürece dair Bakanlık ve ilgili idareler tarafından sağlıklı bir kamuoyu bilgilendirmesi yapılmadığı için özellikle Afşin Elbistan A Santrali’nin mevcut dört ünitesinden çalışan/aktif olup olmadığı net değil. Buna karşın, iki yeni ünite ilavesi ile ilgili projenin canlanması üzerine, yöre sakinlerinin bu kirletici termik santral faaliyetlerine yönelik hukuk mücadeleleri konusunda güncel durumun kamuoyu bilgisine sunulması önem kazanmıştır. 

Yöre Sakinlerinin Sınır Değerleri Aşan Hava Kirliliği Üzerine Santral Faaliyetlerinin Durdurulması İsteğiyle Yaptıkları Başvuru ve İptal Davası

Afşin Elbistan A Termik Santrali’ne yakın bölgede yaşayan yöre sakinleri, sürekli olarak Santral emisyon ve kirleticilerine maruz bırakılmaktan yıllardan bu yana sağlık sorunları ile mücadele etmektedir. 

Sakinler, 27.10.2021 çarşamba günü gece yarısından başlayarak Santral bacalarından koyu renkli dumanlar çıktığına şahit olmuşlardır. Hava kirliliğinin gözle görülür hale geldiği, nefes almanın güçleştiği bu durum üzerine Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı verileri incelenmiş ve hava kalitesinin HASSAS olarak değerlendirildiği görülmüştür.

Araştırma sonuçlarına göre, bölgede hava kalitesi 27.10.2021 öncesi ve takip eden dönemde sürekli olarak kötü durumda çıkmış, bazı kirleticiler açısından sınır değerlerin aşımının olağanlaştığı tespit edilmiştir. Örneğin, ölçümü yapılan ve eşik/sınır değer 50 olan PM 10 değerleri sürekli olarak aşılmıştır. Ekim 2021’de dikkat çekici bir şekilde kötüye giden durum, Aralık 2021-Şubat 2022 arasında da sürmüştür. Buna göre, bu dönemde hava kalitesi;

  1. 12-13-14-26-27-28-29-30 Aralık 2021’de “HASSAS“,
  2. 31 Aralık 2021’de “SAĞLIKSIZ“,
  3. 1-2 Ocak 2022’de “SAĞLIKSIZ“,
  4. 3-5-6-8-21-22-27-28-29-30-31 Ocak 2022’de “HASSAS“,
  5. 7-8-13-14-15-16-18-19 Şubat 2022’de “HASSAS 

olarak ölçülmüştür. Her ayın en az 10 gününde hava kalitesi “hassas” durumda olup PM değerlerinin, eşik değer olan 50 birimin en az bir katı (100 birim), 3 gün ise 150 birim ve üstü olduğu idare tarafından tespit edilmiştir.

Bu durumun tespiti üzerine T.C. Anayasası’nın 56.maddesi ile Çevre Kanunu‘nun 30.maddesi hükmü doğrultusunda, yöre sakinlerinin temiz hava hakkını ihlal eden, ciddi bir hava kirliliğine neden olan ve çevresel yükümlülüklerini yerine getirmeksizin faaliyetlerine devam eden Afşin A Termik Santrali’nin faaliyetlerinin ivedililikle durdurulması ve faaliyet izninin iptali, çevresel yükümlülüklerini tam ve etkin bir şekilde yerine getirmeksizin tekrar çalıştırılmasına izin verilmemesi ve bölgede hava kalitesinin sağlıklı hale gelmesi için gerekli tüm önlemlerin alınması istemiyle Bakanlığa yasal başvuru yapılmıştır. 

Sakinlerin başvurusuna verilen 11.01.2022 tarihli Bakanlık cevabında; Afşin A Termik Santraline 2020 yılında 16 adet, 2021 yılında 7 adet çevre denetimi yapıldığı ve toplam 1.801.656 TL cezai işlem uygulandığı; 01.01.2020 tarihine kadar gerekli çevre izinlerini alamayan Afşin A Termik Santrallerinin gerekli çevresel yatırımları tamamladığı tespit edilen ünitelerine 27.08.2021 tarihinde geçici faaliyet belgesi verildiği, çevre izin ve lisans sürecinin devam ettiği, bildirilmiş ancak faaliyetin durdurulması ve diğer istekleri kabul edilmemiş, santral çalışmaya devam ettirilmiştir.

Başvurunun reddi üzerine Ankara 6.İdare Mahkemesi’nde, yasal başvurunun reddine dair 11.01.2022 tarihli idare işleminin iptali istemiyle dava açılmıştır..

Mahkeme, önce yürütmenin durdurulması isteğini, akabinde de davayı; santrale yönelik düzenlenen ve 27.08.2022 tarihine kadar geçerli geçici faaliyet belgesinin varlığı ve bu belgeye aykırı çalıştığına yönelik herhangi bir tespit de bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. 

Ret kararına karşı istinaf isteminde bulunularak; gerekli araştırma yapılmadan ve toplanılması istenilen  deliller toplanmaksızın verilen kararın hatalı olduğu, kaldırılması ve inceleme sonuna kadar yürütmenin durdurulması istenmişse de Ankara BİM 6.İDD öncelikle yürütmenin durdurulması istemini, ardından da istinaf istemini esastan reddetmiştir. 

Kesinleşen Karara Karşı Anayasa Mahkemesi’ne Yapılan Bireysel Başvuru

Sakinler adına açılan davanın, esasın değerlendirilmesine yönelik deliller toplanmaksızın reddi ve bu ret kararının kesinleşmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılmıştır.

Afşin Elbistan Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. tarafından özelleştirme ile devralınan Afşin A Termik Santrali yakın bölgesinde yaşayan sakinler adına yapılan bireysel başvuru ile; Anayasa’nın 20.maddesi ile güvence altına alınan “özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı” ile bu madde/hak kapsamında Anayasa’nın “hak arama hürriyeti” başlıklı 36.maddesinin silahların eşitliği ilkesi ile etkili başvuru hakkı bağlamında ihlal edildiği savunulmuştur. 

Tehlikeli bir işletme olan termik santral faaliyeti nedeniyle yıllardan bu yana süregelen bir kirliliğe maruz kalan başvurucuların, Anayasa m.56 ve Çevre Kanunu’nun “bilgi edinme ve başvuru hakkı” başlıklı 30.maddesinde yer alan “Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir“hükmü doğrultusunda yaptıkları başvurunun anlam ve önemi AİHM kararlarına da atıfla ortaya konulmaya çalışılmıştır. 

AİHM Kararlarında Çevre Kirliliğine Neden Olan Tesisler

AİHM’in 11.10.2022 tarihli Kotov ve diğerleri v Rusya kararında (No:6142/18); özel bir şirket tarafından işletilen taş ocağı yakınında yaşayan başvurucuların, yasal eşikleri aşan kirlilik nedeniyle çeşitli hastalıklara karşı daha savunmasız hale geldikleri temelinde “kabul edilebilirlik” kararı verilirken yerel makamların bir kamu hizmetini özel şirkete devretmelerinin AİHS 8.maddesi kapsamında üstlendikleri özen yükümlülüğünden kurtarmayacağı, başvuranların yaşadığı çevresel sıkıntıların her modern şehirdeki hayatın doğasında varolan çevresel tehlikelerle karşılaştırıldığında gözardı edilebilir düzeyi aştığı, bu nedenle Sözleşme’nin 8.maddesinin ihlal edildiği, sonucuna varılmıştır. 

Aynı tarihli Pavlov ve diğerleri v. Rusya kararında (No:31612/09) ise; sanayi tesislerinin yoğun olduğu Lipetsk kentinde yaşayan toplam 22 başvuranı, sanayi kaynaklı hava kirliliğini ve olumsuz etkilerini gidermeye/azaltmaya yönelik “gerekli/yeterli” tedbirlerin alınmamasından doğan zararları nedeniyle yaptıkları başvuru çerçevesinde AİHS 8.maddeyle korunan özel yaşam ve aile hakkının ihlal edildiğine hükmederken, kirleticilere dair ulusal mevzuat hükümleri ile belirlenen sınır/eşik değerlerin aşıldığı bir bölgede yaşamanın, artan sağlık risklerine maruz kalmak anlamına geldiğinden 8.maddenin uygulanması için yeterli olduğu, tesisi işleten özel şirkete faaliyet izni veren, düzenleme ve denetleme yapan idarenin uzun soluklu ve bilinebilir nitelikteki bir sorumluluğunun kaçınılmaz olduğu kabul edilmiştir.

AİHM, yukarıda aktarılan Pavlov ve diğerleri kararında, idarenin pozitif yükümlülükleri kapsamında;

  1. kirliliği gidermeye/azaltmaya yönelik tedbirlerin etkili ve elverişli olup olmadığının,
  2. yapılan çeşitli denetimler ve idari karar/uygulamalar sonucunda kirletici tesisiler, ekipman ve teknolojilerinde iyileştirmeler yapılıp yapılmadığının,
  3. tesislerin hangi nedenlerle ulusal mevzuatta belirlenen kirletici sınır değerlerine uyamadıklarının,
  4. bölgede çevrenin korunması için idarelerin ayırdığı bütçeler ile tesislere uygulanan para cezalarının ortaya çıkan çevresel zararlarla orantılı olup olmadığının,

araştırılmasını ve bu ölçütlere göre yapılan değerlendirmeye dayalı olarak sonuca varılması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Bu kapsamda, uyuşmazlık konusu Afşin A Termik Santrali sürecine bakıldığında;

  1. özelleştirme ile ve bilindiği kadarıyla çevresel yatırımları yapmak şartıyla santrali devralan özel şirket, gerekli çevresel yatırımları yapmadığından 01.01.2020 tarihli karar ile kapatılmış,
  2. özel şirket, 21.08.2020 tarihinde geçici faaliyet belgesi için başvuru yapmış,
  3. başvuru üzerine 25.08.2021 tarihine kadar geçici faaliyet belgesi (GFB)verilerek faaliyetine Bakanlık tarafından izin verilmiş ve santral işletmeye açılmış,
  4. ilk GFB’nin öngördüğü sürede yatırımların tamamlanamaması nedeniyle özel şirkete faaliyet izni verilmesi anlamına gelen, 27.08.2022 tarihine kadar geçerli ikinci GFB düzenlenmiş,
  5. ikinci GFB sonrası özel şirket tarafından kalıcı faaliyet izni için 18.02.2022 tarihinde başvuru yapılmış,
  6. sonradan ortaya çıkan belgelere göre; 18.02.2022 tarihli kalıcı izin başvuru süreci, başvurunun ilgili mevzuatta istenilen teknik kriterleri/standartları/esasları karşılamadığının tespit edilmesi üzerine işletmeye çevre izin/çevre izin ve lisans belgesi verilmesi UYGUN BULUNMAMIŞTIR.

Görüldüğü üzere, yükümlülüklerini yerine getirmeyen, defalarca süre uzatımı alan, her seferinde faaliyetine izin verilen şirket, ısrarla çevresel yükümlülüklerinden kaçınmıştır. İçerikleri bilinmemekle beraber Bakanlığın 11.01.2022 tarihli yazısında bahsedilen, tesise 2020 yılında 16, 2021 yılında 7 çevre denetimi yapılması sonrasında toplam 1.801.656,00 TL idari para cezası uygulanmasının altında da bu eksiklikler/ihlaller olduğu düşünülmektedir.

Çevresel yükümlülüklerini yerine getirmediği için belirli süre kapatılan, geçici faaliyet belgeleri ile sonrasında işletilen, esas faaliyet izin başvurusu reddedilen bu termik santral nedeniyle yöre sakinlerinin olağanı, belirlenen sınır değerleri aşan kirleticiler nedeniyle ciddi sağlık risklerine ve zararlarına maruz kaldıkları açıktır.

Tüm bu delillere rağmen, Mahkeme’nin işin esasına yönelik hiçbir araştırma, delil toplama yapmadan, salt geçici faaliyet belgesinin varlığı temelinde ret kararı vermesi, Anayasa’nın 20.maddesi ile korunan hakkın ihlalini oluşturmuştur. Mahkeme, ne belirtilen tarihlerde hava kalitesinin nasıl olduğuna dair kayıtları talep etmiş ne de bunun olumsuz etkilerine dair inceleme/değerlendirme yapmıştır. Bu noktada, AİHM’in Pavlov ve diğerleri kararı ile getirilen 4 ölçüt açısından bakıldığında, 

  1. kirliliği gidermeye/azaltmaya yönelik tedbirlerin etkili ve elverişli OLMADIĞI,
  2. yapılan çeşitli denetimler ve idari karar/uygulamalar sonucunda kirletici tesisler, ekipman ve teknolojilerinde iyileştirmelerin süresinde ve tam YAPILMADIĞI,
  3. tesislerin hangi nedenlerle ulusal mevzuatta belirlenen kirletici sınır değerlerine uyamadıklarının TESPİTİNİN YAPILMADIĞI,
  4. bölgede çevrenin korunması için idarelerin ayırdığı bütçeler ile tesislere uygulanan para cezalarının ortaya çıkan çevresel zararlarla ORANTILI OLMADIĞI, bölgede yaygın olan solunum yolu rahatsızlıkları ve bunlara bağlı ölümlere rağmen devletin sağlıklı çevrede yaşam hakkının korunması/geliştirilmesi için bölgeye özel hiçbir etkinliğinin OLMADIĞI, bölgede hemen erişilebilir bir sağlık kurumunun bile BULUNMADIĞI,

açıktır. Bu nedenle bahsedilen çevresel rahatsızlıklar Anayasa’nın 20.maddesi ile güvence altına alınan hakka yönelik müdahaledir, 20.madde bağlamında inceleme yapılmasını gerektirecek ağırlıktadır. 

Anayasa Mahkemesi’nin Binali Özkaradeniz Kararı

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 2014/4686 Başvuru Numaralı Binali Özkaradeniz ve Diğerleri başvurusunda verdiği 01.02.2018 tarihli kararda benzer bir ihlal tartışılmış ve sonucunda 20.madde ile korunan özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. AYM, anılan kararında, başvuruya konu kanalizasyon suyunun arıtımı ile ilgili alınmaya başlanan önlemlere rağmen, geleceğe dönük olarak bazı tedbirlerin uygulanacak olmasının mevcut durum itibariyle başvurucuların mağdur sıfatlarını ortadan kaldırmayacağını, mağdur sıfatının ortadan kalkabilmesi için hak ihlaline yol açan sebeplerin ortadan kaldırılması ve başvurucuların bu sebeple uğradıkları manevi zararların telafisi yoluna gidilmesi ile mümkün olacağını ifade etmiştir. 

Adil Yargılanma Hakkının İhlali

Başvuruya konu ihlalin gerçekleşmesinde Mahkeme’nin rolünü de vurgulamak gerekmektedir. Dava dilekçesinden itibaren, dosyaya sunulan neredeyse tüm dilekçelerde, uyuşmazlığın çözümü için Bakanlıktan bilgi ve belge talep edilmesi istenilmiştir;

  1. özelleştirme sırasında satın alan özel şirket/işletmecinin üstlendiği yükümlülükleri gösterir bilgi ve belgelerin,
  2. özelleştirme sonrasında şirket nezdinde yapılan denetimler hazırlanan raporlar, uygulanan idari yaptırımlar ve sonuçlarını gösterir bilgi ve belgeler ile işletmeci şirket yetkilileri hakkında TCK hükümleri doğrultusunda suç duyurusunda bulunulup bulunulmadığına dair bilgi ve belgelerin,
  3. Başvuru tarihinden dava tarihine kadar olan dönemde santral bacası/içinde mevcut Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi (SEÖS) verilerinin,
  4. Çevre Kanunu başta olmak üzere Santral işletmecisinin tabi olduğu yükümlülüklere dair bilgi ve belgelerin,

toplanması isteği hiçbir gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiştir. 

Anayasa’nın “hak arama özgürlüğü” başlıklı 36.maddesi ile adil yargılanma hakkı tanınmış olup, adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi silahların eşitliği ilkesi ve bu bağlamda etkili başvuru hakkıdır. Başvurucuların  tezlerinin kanıtlanması için, delillerinin toplanabilmesi gerektiği açıktır. Bu bilgi ve kayıtların tamamı Bakanlık’ta mevcuttur. Çevresel bilgi edinme hakkı kapsamında dahi talep edilebilir olması gereken bu bilgi ve kayıtların dosyaya sunulmaması, Mahkeme’nin bu deliller olmaksızın karar vermesi silahların eşitliği ilkesinin açıkça ihlalini doğurmuştur. Mahkemeye erişim hakkını şekli bir sürece indirgeyen bu yaklaşım, etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığı anlamına gelmektedir. 

Önümüzdeki Süreç

Umuyoruz ki Anayasa Mahkemesi başvuruyu ivedilikle inceleyerek sonuçlandırır. Temmuz 2022’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınan bir kararla sağlıklı bir çevrede yaşam hakkının temel bir insan hakkı olarak kabulü sonrasında, çevre kirliliğine dair meselelerin insan hakkı meselesi olarak ele alınması bir zorunluluk haline geldi. Ötesinde, kömürlü termik santrallerin, dışsallaştırdıkları maliyetleri üstlenmek zorunda kalmaları ve bu projeler için kredi bulunmasının giderek güçleşmesi de göz önüne alındığında (Türkiye’de 4 büyük banka kömürlü termik santrallere kredi vermeyeceklerini kamuoyuna ilan etmiştir) çevreyi ciddi bir şekilde kirleten, iklim değişikliğine neden olan bu üretim yöntemine yeni yatırım yapılmasının ne denli irrasyonel olduğu da açıktır. 

Ezcümle; bir yandan iklim değişikliği ile mücadele ediyoruz derken bir yandan da yeni kömürlü termik santral projesi yapamayız. Yapılması gereken mevcut santrallerden adil geçişe dayalı bir çıkış için yol haritası belirlemek ve şeffaf bir şekilde çıkış sürecini yürütmektir. 

Benzer Yazılar

İklim değişikliği ile ilgili beklenen karar
AİHM İklim Davalarına Yön Verecek
derin deniz madenciliği
Sendikalı Kadın Çalışan Olmak
Yapay Zeka Çağında Avukatlık...
Akıllı İlaç Bedellerini Devlet Ödeyecek mi?
Derin Deniz Madenciliği İkilemi
Tutsaklığın Resim Hali
AİHM'den İklim Değişikliği İle İlgili Beklenen Kararlar
Temiz Hava Hakkı Mücadelesi Anayasa Mahkemesi’nde
Hasta, Hekim, Sistem İlişkisi: Hekimlerin Sorumluluğu ve Tıp Alanındaki Problemlerin Kısır Döngüsü
Çevre Hukuku Atölyeleri - V
Çin'de Hukuk ve Yerel Gücün Denetimi
Moda Sektöründe Tasarımların Korunması
Büyük Veri Çağında Hukuk Teknolojileri ve Avukatlık
Inherit The Wind; ABD'de Maymun Davası
10 Püf Noktası; Erken Dönem Dava Değerlendirmesi