çevrimiçi alışkanlıklarımızın çevreye etkisi

Çevrimiçi Alışkanlıklarımızın Çevre ve İklim Değişikliğine Etkisi

Çevrimiçi Alışkanlıklarımız ve Çevre

Günümüzde internetin yaygın kullanımının, insanların yaşam tarzlarını ve alışkanlıklarını kökten değiştirdiğini söylemek yanlış olmasa gerek. Haberleşme şekli; bulut sisteminde ya da elektronik ortamda kayıt altına alınan yazılar – fotoğraflar – videolar; alışveriş alışkanlıklarımız tümüyle çevrimiçi hayatın bir parçası olmuş durumda. Ancak, bu değişimlerin çevre ve iklim üzerindeki etkileri ise genellikle göz ardı edilmekte. 

Sınırsız ve bedava bir enerjiden söz etmenin mümkün olmadığı türden bir alışkanlıkta internetin bu denli yoğun kullanılması ile enerji tüketimi artarken aynı zamanda karbon ayak izimiz de büyümektedir. 

Online alışkanlıklarımızın çevreye olan etkisinde birincil etken elbette ki enerji tüketimi ile ilişkilidir. İnternet, sunucuların sürekli çalışmasını gerektiren bu teknolojinin büyük miktarda elektrik enerjisi tüketimine neden olduğu aşikardır. Zira, sunucuların bağlı bulunduğu veri merkezlerinin soğutulması ve işletilmesi için harcanan enerji miktarı oldukça yüksek olup; bu da fosil yakıtların kullanımına bağlı olarak sera gazı emisyonlarını artırmaktadır.

Alışkanlıklarımızdaki değişimle birlikte süre gelen diğer bir etki temeli ise “cihaz üretimi” ve “atık” hususudur. Malum, gelişen teknolojik imkanlara ayak uydurmak mevcut cihazların “yeterlilik” tartışmasını da beraberinde getirmektedir. Gerek cep telefonları gerek bilgisayar temelindeki ihtiyaç duyulan parça ve internet kullanımıyla birlikte cihazların üretimi kadar, “eski” cihazların atıl duruma gelmesi ve teknolojik atıkların da sayısının ciddi oranda artması sonucu doğurmaktadır. Kuşkusuz ki bu durum, elektronik atıkların ve toksik maddelerin çevreye zarar vermesine, elektronik cihazların üretimi için gereken hammaddelerin çıkarılması süreci de doğal kaynakların tükenmesine ve habitatların tahrip olmasına neden olabilmektedir. 

Online alışkanlıklarımızın çevreye etkisi sadece enerji tüketimi ve elektronik atıklarla da sınırlı kalmamakta; örneğin, online alışveriş yapmak taşıma ve ambalajlama gereksinimlerini artırmakta, bu da nakliye emisyonlarını ve ambalaj atıklarını çoğaltmaktadır. Bir başka deyişle, internetin sağladığı olanakların doğrudan olduğu kadar dolaylı olarak da çevreye etki ettiğini söylemek gerekmektedir.

Yine, veri merkezleri üzerinde gereksiz yük oluşturan ve iklime zarar veren bir başka alışkanlık olarak; uykuya dalmak için açılan videolar, arka plan gürültüsü olarak kullanılan ses/video kayıtlarına da işaret etmek hatalı olmayacaktır. 

Öte yandan, veri depolama süreçlerinin, bilgi teknolojisi endüstrisinin büyümesiyle birlikte giderek arttığı; bu artış ile birlikte daha fazla enerji tüketimine ve karbon salınımına neden olunduğu dikkate alındığında; ayrıca, veri depolama cihazlarının üretimi ve atık duruma gelmesi sürecinin de çevresel etkiyi artırdığı söylenebilecektir.

Tüm bu süreç içerisinde mevcut fiili kirletmeler/tahribatlar dışında; online iletişim araçlarının kullanımının çevresel etkisini de göz ardı etmemek gerekmekte. Zira; bu makalenin yazımı – okunması sırasında dahi kullanılan teknoloji ve yayınlanacağı “sanal platform”, hatta bu süreçte gelen e-posta / sms / görüşmeler gibi diğer iletişim araçlarının kullanımının devam ettiği dikkate alındığında; büyük miktarda verinin depolanmasını gerektirir bir süreç ile karşı karşıyayız. Bu veriler, genellikle veri merkezlerinde depolanır ve işlenir. Veri merkezlerinin faaliyetleri için ise büyük miktarda elektrik enerjisi gerekli olduğu, beraberinde de karbon salınımının arttığı kuşkusuzdur. 

Veriler Neyi İşaret Ediyor

Veriler üzerinden de bu anlatılanlara işaret edecek olursak:

Datareportal adlı internet sayfasında paylaşılan verilerde

I ) Türkiye’de 

  • 2023 yılı başında ülkemizde yaklaşık 71,38 milyon internet kullanıcısının bulunduğuna, 
  • 18 yaş ve üzeri 58,65 milyon sosyal medya kullanıcısının bulunduğuna ve toplamda 62,55 milyon sosyal medya kullanıcısına ev sahipliği yapıldığına, 
  • 18 yaş ve üzeri sosyal medya kullanıcısı sayısının 18 yaş ve üzeri toplam nüfusun %94,6’sına denk geldiğine;
  • Nüfusun yaklaşık %95 i gibi bir oranda hücresel mobil bağlantının aktif olduğuna,

II ) Dünya genelinde ise – “GWI” isimli araştırma şirketinin e-ticaret konusundaki son verilerine de atıf yapılarak;

  • 5,35 milyar internet kullanıcısının bulunduğuna,
  • Toplam internet kullanıcısı sayısının son bir yılda yaklaşık 97 milyon arttığına, ki bu oranın küresel olarak %1,8 oranında bir artışa tekabül ettiğine,
  • Ortalama bir kullanıcının günlük 6 saat 40 dakikasını çevrimiçi olarak geçirdiğine,
  • 16-64 yaş arası internet kullanıcılarının %56,1’inin her hafta internetten bir şeyler satın aldığına,
  • 2023’te çevrimiçi tüketim malları satın alımlarına harcanan para miktarının bir önceki yıla oranla yaklaşık %10’luk bir artışla 3,15 trilyon ABD dolarına ulaştığına,

ve benzeri başkaca organizasyonlar ile kullanımlara işaret edilmiştir. 

Görüleceği gibi gerek sosyal medya alışkanlıkları gerek e-ticaret alışkanlıklarında yaş ve kullanım oranındaki artış ciddi bir oranda artış göstermekte ve bu haliyle mevcut iklim değişikliğinin etkenlerinden birinde pay sahibi olduğumuzu açıkça ortaya koymaktadır. 

Yine, “Statista” adlı firmanın topladığı verilerinde 2019 yılında dünyada 53,6 milyon tonluk e-atık üretildiğine işaret edilmişken, bu sayının 2030 yılında 74,7 milyon tona ulaşması bekleniyor.

Gün içerisinde gerçekleştirdiğiniz çevrimiçi etkinliklerinizin karbondioksit salınımındaki değerini hiç merak ettiniz mi?

Normal bir e-postanın 4 gram, fotoğraf-video eklenen bir e-postanın yaklaşık 50 gram; spam (istenmeyen) bir mesajın 0,3 gram; iyi bir kalitede izlenen bir dizinin /filmin saatte 72 gram; bir tweet ya da iletinin veyahut bir Google aramasının 0,2 gram karbon ayak izine sahip olduğu değerlendirilmektedir. 

O halde; sıradan bir “tık”lamanın milyonlar ve hatta dünya genelinde milyarlarca insan tarafından devamlılık içerisinde gerçekleştirildiği dikkate alındığında; BBC’nin 2020 yılındaki haberinin başlığında da belirtildiği gibi “çevrimiçi alışkanlıklarımızın düşündüğümüz kadar temiz olmadığı”nı söylememiz yanlış olmasa gerek.

Peki, çizilen bu tabloda hiç pozitif etki yok mu?

Esasen dile getirdiğimiz veriler – örnekler hep “çevrimiçi kullanım”ın olumsuz yanlarına yönelik gibi gözükse de, hatta e-posta kullanımımızı / zoom toplantılarımızı düşünsek bile sanıyorum ki iş yerine ulaşımda kullandığımız toplu taşımada tek bir seferde yaklaşık 0,5 kg CO2 karbon ayak izi ürettiğimizi, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün karbon emisyonu hesaplayıcısına göre Ankara-Esenboğa Havalimanından İstanbul Havalimanına ulaşan uçaktaki bir yolcunun karbon ayak izinin yaklaşık 53 kg CO2-eq (Karbondioksit eşdeğeri) – aynı güzergahtaki otobüs yolculuğunda ise karbon emisyon değerinin yaklaşık 8,86 kg CO2-eq olduğunu düşündüğümüzde; verimli bir enerji kullanımı ve çevre-denge koruması ile telafi edilemeyecek derecede bir sorunla karşı karşıya olmadığımızı söyleyebileceğiz. 

Ve yine, elbette çevrimiçi alışkanlıkların karbon salınımına etkisi kaçınılmaz ise de 

  • Enerji verimliliğinde ilerleme kaydedilmesi, 
  • veri depolama teknolojilerinin kullanılması, 
  • günlük çevrimiçi alışkanlıklarımızın kısmen kontrol altında tutulması, 
  • cep telefonlarında kullanılmayan arka plan uygulamalarının kapatılması, 
  • kullanılmayan sosyal medya ve/veya e-posta hesaplarının – uygulamaların kapatılması / silinmesi, 
  • ekran kullanım süresinin azaltılması, 
  • mail trafiğine dikkat edilerek gereksiz e-postaların e-posta kutularından, benzer durumdaki birçok fotoğrafın telefonlardan/bulut sisteminden temizlenmesi
  • bilinçli veri yönetimi ve depolama uygulamaları 

gibi eylemlerle  karbon salınımını azaltmak da mümkün.  

Özetle; online alışkanlıklarımızın çevre ve iklim üzerindeki etkilerinin göz ardı edilemeyeceği kuşkusuz; yeter ki, bu etkileri azaltmak için atılacak adımların, interneti daha sürdürülebilir bir şekilde kullanabilmenin ve hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çevre korumasına katkıda bulunmanın bizim elimizde olduğunu unutmayalım.

Sonuç olarak; 

Albert Einstein’in söylediği gibi (“Look deep into nature, and then you will understand everything better.”) bizi bekleyen geleceği görmek için Doğanın derinliklerine bakalım, o zaman her şeyi daha iyi anlayacağız.

 

Av. Mehmet Çağrı SONGÜÇ

Benzer Yazılar

İklim değişikliği ile ilgili beklenen karar
AİHM İklim Davalarına Yön Verecek
derin deniz madenciliği
Sendikalı Kadın Çalışan Olmak
Yapay Zeka Çağında Avukatlık...
Akıllı İlaç Bedellerini Devlet Ödeyecek mi?
Derin Deniz Madenciliği İkilemi
Tutsaklığın Resim Hali
AİHM'den İklim Değişikliği İle İlgili Beklenen Kararlar
Fransız Rekabet Otoritesi Google Bard'a Karşı
Hasta, Hekim, Sistem İlişkisi: Hekimlerin Sorumluluğu ve Tıp Alanındaki Problemlerin Kısır Döngüsü
Çevre Hukuku Atölyeleri - V
Çin'de Hukuk ve Yerel Gücün Denetimi
Moda Sektöründe Tasarımların Korunması
Büyük Veri Çağında Hukuk Teknolojileri ve Avukatlık
Inherit The Wind; ABD'de Maymun Davası
10 Püf Noktası; Erken Dönem Dava Değerlendirmesi