hukuk fakülteleri neye hazırlıyor?

Hukuk Fakülteleri Neye Hazırlıyor?

Avukatlık mesleği ve trilyon dolarlık küresel avukatlık endüstrisi bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Fakat mesleğin çekirdek unsurları (onu diğerlerinden ayrıştıran uzmanlık alanları, deneyim, beceriler ve muhakeme) büyük oranda aynı kalıyor. Hukuki hizmetlerin sunumu ise tümüyle başka bir hikaye. Yeni iş modelleri, araçlar, süreçler ve kaynaklar endüstriyi yeniden şekillendirerek, bir yandan yeni sunum kaynakları aracılığıyla bu hizmetlerin alıcılarına daha iyi bir erişim imkânı sağlıyor bir yandan da müvekkil memnuniyetini artırıyor. Hukuk, müvekkil çağına atlarken, avukatları ve hukuki istisnacılık efsanesini kutsallaştıran loncaya da elveda diyor. Bu hem mevcut hem de muhtemel müvekkiller için elbette iyi bir haber.

Hukuk Fakülteleri Neye Hazırlıyor?

Fakat aynı haber hukuk fakültelerini zorlar nitelikte. Zira bu okulların çoğu, avukatlığın ne demek olduğunu, kimin/nasıl işine yarayacağını yeniden şekillendiren sektör değişikliklerine kayıtsız görünüyor. Kurumsal Kalite ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir oluşum olan Dürüstlük Ulusal Danışma Komitesi (NACIQI), hukuk fakültelerini doğru düzgün denetlemediği ve “öğrencilerin başarı seviyesinin yetersiz” olduğu gerekçesiyle Amerikan Barolar Birliği’ne (ABA) 2016 yılında fırça çekmiş; NACIQI üyelerinden Paul LeBlanc ise, ABA’nın “meslekle dirsek temasını kaybettiğini” ifade etmiştir.

Joek: 2016 yılında verilen karar, yani “ABA’nın meslekle dirsek temasını kaybettiği” yönündeki karardan bahsediyorum, onların harekete geçmesini tetikleyen şey olmalı; bu rahatsız edici karar ortaya çıktığından beri neler olup bitti? Ve sence artık hukuk fakülteleri sektördeki mevcut gelişmelere daha duyarlı hale geldi mi?

Mark: Hukuk fakülteleri son birkaç yılda çeşitli atılımlar yaptı; örneğin deneyerek öğrenme, hukuk teknolojileri, girişimcilik, hukukta inovasyon ve proje yönetimi dersleri yavaş yavaş standart haline geliyor. Çok daha büyük ve çok daha önemli bir adım ise Hukuk Akademisi’nin sektör koşullarına kendisini uydurması olacaktır kanımca. Böyle bir gelişme gerek öğrenciler gerekse hukuk fakülteleri ve hukuk hizmeti sağlayıcıları/alıcıları için de bir “kazan-kazan-kazan” durumu olacaktır.

Öğrenciler “gerçek dünyaya” ve bu dünyanın gerektirdiği becerilere, fırsatlara ve yönelimlere maruz kalacaklardır. Böylece Akademi, kullanım senaryoları ve tüketici zorlukları/ihtiyaçlarının anlaşılması ile ilgili bir çerçeve kazanacaktır. Kaldı ki böyle bir kazanım hukuk eğitim ve öğretiminin yeniden şekillenebilmesi, “beceri eksikliğinin” ele alınması ve “öğrenci çıktılarının” iyileştirilmesi için güçlü bir temel teşkil etmektedir. Benzer şekilde hukuk hizmeti sağlayıcıları/alıcıları, mesleğin son hızla ortaya çıkan karmaşık zorluklarına daha hazırlıklı bir yetenek havuzundan faydalanabileceklerdir.

Joek: Kesinlikle katılıyorum. Son iki yıldır Leiden Hukuk Fakültesi’nin Onur Koleji’ne inovasyon ve değişim konusunda konuşma yapmak üzere misafir konuşmacı olarak gidiyorum ve bu esnada şunu fark ettim: öğrencileri müvekkillerin ihtiyaçlarındaki değişikliklere, bilgi iletişim teknolojilerindeki gelişmelere ve yapının daha belirgin hale geldiği daha dinamik bir sektörde çalışmaya hazırlıyorlar.

Fakat bunun yanında bir çeşit “sahte bir acelecilik” de sezinledim; yani birçok hukuk fakültesi değişimin öneminden bahsediyor, fakat günün sonunda geleneksel eğitime öncelik veriyor. Sence yönetim, strateji, organizasyon vb. konusunda ne yapılmalı? İkinci bir soru ise, bir iş alanı olarak hukuk ve hukuki hizmetlerin temini, sence standart hukuk fakültesi müfredatına ayrılmaz bir parça olarak eklenmeli mi?

Mark: Evet, öğrencilerin sektörün bırak on yıl önceki halini, hemen şu anki haline maruz bırakılması gerektiğine inanıyorum. Bu da avukatlık mesleği ve hizmet sunumunun bütüncül bir şekilde öğretilmesi gerektiği anlamına geliyor. Sadece “hukuku bilmek” bugünün avukatları için artık yetersiz kalıyor. Bahsettiğin “sahte acelecilik” bir sorun; çünkü öğrencilerin eskiye göre daha farklı eğitim görmelerine daha acil ihtiyaç duyuyoruz.

Bunun nedeni de hukuk hizmetlerini satın alanların artık daha farklı taleplere ve beklentilere sahip olması. “Değişim” neden ortaya çıktı, etkisi ne, uyum sağlamak için ne gerekir gibi sorularla bir çerçeveye oturtulmadığında anlamsızlaşır. Hukuk fakültelerinin bağlam yaratmak için odaklanması gereken de budur. Sorun, özellikle ABD’de, sadece birkaç tane tam zamanlı hukuk fakültesinin pratiğe yönelik deneyiminin olması, bunun da son on yıl içerisinde sektörde meydana gelen değişiklikleri anlamak için yeterli olmamasıdır.

Şu Anda “Avukat Gibi Düşünmek” Ne Anlama Geliyor?

Hukuk fakülteleri uzun süredir öğrencilerini “avukat gibi düşünmek” konusunda eğitmeye odaklanıyor. Müfredat şu amaçlarla tasarlanır:

  1. eleştirel düşünmeyi pekiştirmek,
  2. sokratik yöntemle doktrin hukukunu öğretmek,
  3. hukuki” yazma tekniklerini ve “hukuk dilinde” akıcılığı temin etmek,
  4. sözel savunmayı ve sunum becerilerini ilerletmek,
  5. riskten ve hatadan kaçınmayı teşvik etmek,
  6. mesele belirleme ve “ya şöyle olsaydı” denecek durumları rafine etmek,
  7. hukuk etiğini öğretmek.

Özellikle son yıllarda sektör belirgin bir şekilde değişmiş olmasına rağmen hukuk fakülteleri halen bu şekilde eğitim veriyorlar. Hukuki hizmetlerin sunumu bugün, hukuk, işletme ve teknik uzmanlıkla desteklenen üç ayaklı bir sandalye gibi. Hukuk artık sadece avukatlardan ibaret bir alan değil. Hukuk firmaları hukuki hizmetlerin varsayılan tedarikçisi değil. Avukatlık artık hukuki hizmetlerin sunumuyla eş anlamlı değil. Gücün hukuki hizmeti satın alma/satma den- gesi, artık avukatlardan hizmet alıcısına geçti. Dijital dönüşüm avukatlardan ziyade hizmet alıcılarını değerle ilgili söz sahibi yaptıkça, birçok avukatın işlev ve rolleri değişiyor. Bu değişiklikler “avukat gibi düşünmek” kavramının anlamını ve daha da önemlisi bugünün koşullarında hangi “hukuki” becerilerin gerekli olduğunu etkiliyor.

Hukuk bilgisi çok uzun zaman boyunca hukuk kariyerinin tek gereği oldu, şimdi ise başlangıç noktası. Bugün “avukat gibi düşünmek” müvekkilin amaçları üzerine odaklanmak, sadece “avukat gibi” değil bütüncül bir şekilde düşünmek, hukuk bilgisini süreç/proje yönetim becerileri ile birleştirebilmek ve teknoloji ile verinin hukuk hizmetlerinin sunumunu nasıl etkileyeceğine dair çalışma bilgisine sahip olmak anlamına geliyor.

Avukatlar artık avukat merkezli bir ortamda çalışmıyorlar. Bugün diğer hukukçularla, para-profesyonellerle ve makinelerle işbirliği yapmak onların rutinine girmiş durumda. Bugün avukat gibi düşünmek sadece “hukuki” riskleri almak değil, daha ziyade müvekkillerinin işini anlamak demek. Bunun yanında, hukuki arz zincirindeki diğer aktörlerle de birlikte çalışmak ve böylece müvekkilin ortaya koyduğu değere itici güç olmak, etkili bir şekilde çalışmak, entelektüel sermayeyi elde etmek, veriyi kullanmak ve müvekkilin hedeflerini ileriye götürmek için “doğru” kaynakların kullanılmasını sağlamak demek.

Hukuki performans, müvekkilin ortaya koyduğu değeri yönetecek şekilde, girdiden (saat ve kaynak) çıktıya (sonuçlar ve getiriler) doğru kayıyor. Avukatlar işin karmaşıklığı ve hızına ayak uydurmak zorunda. Sadece hukuki riski değil markanın itibarı, düzenleyici ve finansal faktörler gibi diğer etmenleri de dikkate alacak şekilde danışmanlık hizmeti vermek zorundalar. Çok boyutlu, bütünsel, zamanında ve eyleme dönüştürülebilir tavsiyeler vermek durumundalar. “Avukat gibi düşünmekle” kasıt budur.

Joek: “Avukat gibi düşünmeye” zemin teşkil eden yeterlilikler değişti. Bütün hukuk fakültesi öğrencilerinin kariyerlerine başlamadan önce yeni sektör dinamiklerinin farkında olması gerektiğine ve başarılı bir hukuki kariyerin hukukun belli bir alanında uzman olmaktan çok daha ötesi anlamına geldiğine katılıyorum. Fakat öğrencilerin hem avukatlık perspektifinden “müvekkilleri gibi düşünmek” hem de müvekkillerinin karşılaştıkları zorlukları ve ihtiyaçlarını anlamak üzere eğitilmesi söz konusu olsa gidişat nasıl olurdu? Böylece müessese hakkında da daha fazla bilgi sahibi olup, sadece hukuki meselelere odaklanmazlar, müvekkillerinin başarısı ve büyümesi ile ilgili itici güçlerin de farkında olurlardı.

Mark: “Müvekkil gibi düşünmek“, en azından müvekkilin amaçları, risk toleransı, kıymet takdiri ve kurum hakkında bilgi sahibi olmak her zaman kritik önem taşımıştır. Sorun, avukatların çoğunun müvekkillerle çok az doğrudan temas kurması, bu soruları ve durumu bütüncül açıdan sorgulamaması ve görmemesidir. Hukuk fakülteleri geleneksel olarak öğrencilerine “avukat gibi düşünmeyi” öğretip bunun yeterli olduğunu düşünürler. Fakat avukat gibi düşünmek sadece hukuki uzmanlığı ve yetkinliği değil, aynı zamanda sorduğun sorudan da anlaşılacağı gibi çok daha fazlasını içerir.

Sana katılıyorum; avukatların kurum hakkında bilgi sahibi olması, teknolojinin hukuk hizmetlerinin sunumunu nasıl etkilediğini, hizmet tedarik zincirinin nasıl işlediğini, proje yönetimini ve veri analitiğinin temellerini anlayabilmeleri şarttır. Müvekkillerinin karşılaştıkları zorlukları dar bir “hukuki” perspektiften ziyade daha geniş bir bakış açısıyla anlayabilmelidirler; çünkü bugün müvekkiller hukuki nutuktan ziyade karmaşık, çok disiplinli sorunlarına cevap istemektedirler.

Hukuk Fakülteleri Öğrencilerini Hangi Konuda Eğitmelidir?

Geçmişte sadece hukuk firmaları tarafından gerçekleştirilen “hukuki” işlemler daha fazla ayrıştırılmış olsa da ve hatta bu hizmetler giderek daha fazla kurum içerisinden kişilere, hukuk şirketlerine ve diğer disiplinlerden gelen “hukuki” hizmet tedarikçilerine yani Büyük Dörtlü’ye (Big Four Accounting Firms; Deloitte, Ernst&Young, KPMG, Pricewater- houseCoopers(PwC)) yaptırılsa da hala daha birçok hukuk fakültesi öğrencilerini geleneksel bir kariyere yönelik olarak eğitmektedirler. Uygulamaya yönelik kariyerler daralmaktadır. Bu da halen öğrenci olanlar ile kariyerlerinin erken veya orta aşamalarında olan profesyonellerin bu kariyerlerin yerine geçecek işlere uygun yeni becerileri edinmesi gerektiği anlamına gelmektedir.

Deloitte’un tahminlerine göre tüm hukuki pozisyonların %39’u on yıl içerisinde özişler hale gelecek. Birçok hukuk fakültesi mezunu, tam zamanlı işlerin yerini geçici işlerin aldığını, ortalama bir avukatın kariyeri boyunca çift basamaklı rakamlarda iş değiştirmeyi beklemesi gerektiğini düşünüyor. “Hukuku bilmek” şu anda sadece bir başlangıç noktası ve veri analitiği, işletmenin temelleri, proje yönetimi, risk yönetimi ve “insan becerileri” gibi sadece birkaçını örnek olarak verebileceğimiz, hukuk fakültelerinde nadiren öğretilen yeni becerilerle kendilerini geliştirilmek zorundalar.

Hukuk fakülteleri, öğrenciye hiçbir değer katmayan yeni binalara on milyonlarca dolar harcarken neden müfredatı gözden geçirme konusunda bu kadar yavaş davranıyorlar? Ve Akademi neden hukuk ekosistemi içerisindeki diğer paydaşlardan bu kadar uzak duruyor?

Hukuk Akademisi’nin verdiği eğitim ve sektörün ihtiyaçları arasında böyle bir bağlantısızlığın bulunmasının birçok açıklaması var: ABA’nın mesleğe yönelik korumacılığı (anlamı: aidatını ödeyen avukat üyeleri), fakültelerin kayıtsızlığı, piyasayla etkileşimine değil de mesleğin kendisine odaklanma, pedagojik değişime kucak açma konusundaki isteksizlik, “burs” kavramının dar, çağ dışı ve kendine hizmet edecek şekilde yorumlanması, hiyerarşik titre saplanıp kalma, hukuk eğitimi/öğretimine monolitik, tek düze yaklaşılması ve anlamlı performans ölçütlerinin ve hesap verebilirliğin olmaması. Hukuk fakülteleri duraklamanın, okula kayıt oranlarındaki düşüşün, mali baskının, yeteneğin başka mesleklere/sektörlere kaymasının ve basında yoğun bir şekilde çıkan olumsuz haberlerin bedelini ödemeye başladı. Peki ne yapılacak?

İşletmelerin farklı kültürleri, işe alma kriterleri, hedef pazarları ve performans ölçütleri varken hukuk fakültelerinin niye olmasın? Akademisyenlerin çoğu bu soruya şöyle cevap verir:

İşletmenin amacı kâr etmektir; bu da bir eğitim kurumununkinden farklıdır.” Belki de bugünün dünyasında kâr, müşteri memnuniyetinden gelir; olumlu bir deneyim, memnun edici bir sonuç ve değer. Hukuk fakültelerinin çoğu bu ölçütlere göre değerlendirildiğinde sınıfta kalıyor. Aslında, Mary Juetten’in ABA dergisinin son sayısında çıkan bir makalesinde de ifade ettiği gibi, sonuçlar üzerine odaklanmaları gerekir. Juetten’e göre buna, teknolojik ürünlerin sektör ihtiyaçlarına uydurulması (kullanım gereklilikleri) için ölçütlerin belirlenmesi, maddi hukukun ötesine geçilmesi, daha fazla pratik deneyim (başka bir deyişle deneyerek öğrenme), anlaşmazlık çözüm mekanizmalarının üstüne gidilmesi ve adalet krizinde erişim için çözümlerin bulunması da dahildir. ABA’nın Juetten’in tavsiyelerini bir kenara not ettiğini umalım.

Eğitim meselesinde herkese uyacak bir cevap vermek mümkün değil; aslında bu da sorunun bir parçası. Hukuk fakültelerinin genellikle ayrıştırılmamış bir müfredata sahip olduklarını ve öğrencilerini sanki bütün hukuk fakültelerinden mezun olan herkes benzer kariyerlere göre hazırlanıyorlarmış gibi eğittiklerini biliyoruz. Bu durum geçmişte de, bugün ve gelecekte de bir gerçek olarak karşımıza çıktı, çıkıyor ve çıkacak.

Küçük bir grup elit, markayla kendini ayrıştırmış hukuk fakülteleri (“T-14″—belki de 20) de diyebiliriz, mezunlarını, benzer şekilde markayla kendini ayrıştırmış hukuk firmalarında, kurum içi hukuk departmanlarında, hukuk şirketlerinde ve üst düzey devlet, akademik ve yargı makamlarında kariyer yapmak için hazırlamaya devam ediyor.

ABD’de eğitim veren 170 civarındaki hukuk fakültesi için, hikaye biraz daha farklı ama asla umutsuz değil. Hukuk hizmetlerinin “perakende” segmentine daha iyi hizmet vermek üzere öğrenci yetiştirmek için inanılmaz büyük bir fırsat var. Şayet avukatın zamanını, teknolojiyi, süreçleri, verileri, ölçüm bilimini ve müvekkil odaklı işletme yapısını kullanarak daha etkili kılmaya yönelik yeni hizmet sunum modelleri mevcut olsaydı, on milyonlarca yeni müvekkil olurdu. Dolayısıyla veri analitiği, proje yönetimi, bilgi yönetimi ve daha birçoğu, henüz icat edilmemiş diğer “hukuki” pozisyon bolluğunda eğitim alan, elit dışı okulların mezunları için de fırsatlar bulunmakta.

Hukuk fakültelerinin hepsi, hukuk etiği de dahil olmak üzere doktrin hukukunun “temellerini“, eleştirel düşünceyi, kişiler arası iletişimi, iş birliği becerilerini, işletme bilimini, teknolojiyi ve veri analitiğinin temellerini, pazar farkındalığını, yaşam boyu mentalite eğitimini ve hukukun bir meslek ve iş yapma becerisi olduğunu mezunlarına öğretmiş olmalı. Hukuk fakültelerinde öğrencilerin “müvekkil odaklı” olma konusunda da eğitilmeleri gerekir. Bu, geçmişin “avukat odaklı” yaklaşımından çok daha önemlidir.

Öğrenciler, hukuk hizmetleri alıcılarının avukatlardan neler beklediğini, bu beklentileri karşılamak için hangi becerilerin gerektiğini ve müvekkil değerini yönetmek için ek/devam eden hangi eğitimin gerekli olduğunu bilerek mezun olmalıdır. Hukuk fakültesi diplomasının bir kişinin örgün eğitiminin son durağı değil, yaşam boyu sürecek bir yolculuğun ilk durağı olduğunu anlamaları gerekir. Söz konusu sürekli eğitimin ana kaynağı olabilmek adına bu durum hukuk fakülteleri için hem bir zorluk hem de bir fırsat teşkil etmektedir.

 

Sonuç

Hukuk fakültelerinin sektöre daha uyumlu hale gelmesi bir zorunluluktur. Bugün avukatların nasıl ve ne zaman kullanılacağının kararını avukatlar değil müvekkiller vermektedir. Bu yolda daha önce doktorlar, muhasebeciler ve diğer meslek erbabı da yürümüştür. Hizmet sektöründeki meslekler tıpkı işletmeler gibi tüketicilerin ihtiyaçlarına göre hizmet vermelidir. Bu ihtiyaçlar da durağan değildir. İşte tam da bu yüzden hukuk fakülteleri durağan kalamaz ve kendi ihtiyaçlarından ziyade tüketicilerinkini karşılayabilmek için müfredatı daha esnek hale getirmelidirler.

Joek: Bence meslekteki insanların çok büyük bir kısmı senin önerilerinde haklılık payı bulacaktır. Ancak, aslında sorunun unsurlarından biri de; kolayca müfredatın daha esnek olması gerektiğini ve onu değiştirmek için diğer mesleklerin deneyiminden pay biçebileceğimizi söylemek ama diğer yandan hukuk eğitimin neye benzemesi gerektiğini ve/veya böyle bir eğitim sisteminin nasıl harekete geçirileceğinin asıl zorluk olduğunu bilemeyecek kadar içgörü eksikliğinin olması değil midir? Ve senden şimdi bir hukuk fakültesinin müfredatını değiştirmen istenseydi müfredatı “yenilemek” için neyi teklif ederdin ya da yapardın?

Mark: Soruna sanki modeli sıfırdan yaratma yetkisine sahipmişim, gelenekçi akademisyenlerle, maliyetlerle, kültürle ve düzenleyici kısıtlamalarla kuşatılmamışım gibi cevap vereceğim. Öğrencileri hukuk hizmetlerinin alıcılarının taleplerini karşılamak için gerekli olan araçlarla eğitmek benim için başlangıç noktası olurdu. Bugün avukatların ve hukuk alanında çalışan diğer profesyonellerin nasıl, ne zaman ve ne fiyatla çalışacağını alıcılar belirliyor. Bugün avukatlardan ziyade müvekkiller hangi “hukuki” işlerin gerekli olduğuna ve avukatların ne zaman devreye gireceğine karar veriyor. Bu, geleneksel hukuk müfredatının en baştaki tasarımına aykırı. Benzer şekilde artık daha az sayıda avukat geleneksel “pratik” kariyere sahip; çoğu hibrid uygulama/hizmet sunum işi yapıyor.

Tüm avukatların tıpkı doktorlar gibi geleneksel, temel doktrinel dersleri alması ve bilmesi lazım. Fakat sonrasında bu temel eğitimin ötesine geçmesi ve yine tıpkı doktorlarda olduğu gibi uzmanlaşması şart. Hukuk fakültelerinin tamamı neden sanki bütün öğrencilere aynı işi/kariyeri yapacaklarmış gibi bir eğitim versin ki? Duruma bakıp ona göre belirlenecek bir yaklaşım işe yarayacaktır. “Yumuşak beceriler(bence bu da yanlış kullanılan bir tamlama çünkü aslında bunlar da çekirdek beceriler içerisinde yer alıyor) de vurgulanmalı. Bunların arasında işbirliği, müvekkil yönetimi, kültürel farkındalık ve duygusal zekayla ilgili diğer alanlar da bulunmaktadır. “Uzmanlık eğitimi” dönemleri, dışarıda staj yapma ve pratik deneyim de zorunlu olmalı. Aynı şekilde yurtdışındaki bir hukuk fakültesinde bir dönem veya daha uzun süreyle eğitim görmek de zorunluluklardan biri olmalı.

Geleneksel ve “ters-yüz edilmiş” sınıfların bir arada kullanılmasıyla maliyet de azalacaktır. Bu da bir başlangıç kanımca…

Mark. A. Cohen – Joe Peters

Çeviren: Ayşe Akıncı Candoğan

 

(Kanaat Önderi | Legal Mosaic CEO’su Mark A. Cohen ve LegalBusinessWorld CEO’su Joek Peters arasında geçen ve Mark’ın ‘What Are Law Schools Training Students For?’ (Hukuk Fakülteleri Öğrencilerini Ne İçin Eğitiyor?) (Forbes) başlıklı makalesi hakkındaki e-posta yazışmaları)

 

Not: Bu söyleşi Üstad Dergi 9.sayısında (Bahar 2019) yayınlanmıştır.

Benzer Yazılar

Hesaplamalı Hukuk
Enerji Şartı Anlaşması Türkiye
Afetten Kalkınmaya Sivil Etkileşim
Akıllı İlaç Bedellerini Devlet Ödeyecek mi?
Büyük Savunma Mitingi
Kayıp Zarar Fonu; Yasuni (Ekvator) Deneyiminden Çıkarımlar
Yapay Zekanın Çevresel Etkileri
AİHM'den Sonra Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi 21 Mayıs 2024’de İklim Değişikliği Görüşünü Açıklayacak
ABD Federal Ticaret Komisyonu’nun (FTC) Rekabet Etmeme Hükümlerine Getirdiği Yasak ve Arka Planı
Türkiye Enerji Şartı Anlaşmasından Çekilmeli!
Hesaplamalı Hukuk'a Giriş
Türkiye Enerji Şartı Anlaşmasından Çekilmeli!
Afetten Kalkınmaya Sivil Etkileşim
ABD Federal Ticaret Komisyonu’nun (FTC) Rekabet Etmeme Hükümlerine Getirdiği Yasak ve Arka Planı
Cumhurbaşkanlığı Örgütlenmesi
Sürdürülebilirlik ve Rekabet; Sorulması Gereken Normatif ve Teknik Sorular
AİHM'den Sonra Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi 21 Mayıs 2024’de İklim Değişikliği Görüşünü Açıklayacak