Hukuk Sektörü Değerini Neden Kanıtlayamıyor?

Hukuk Sektörü Değerini Neden Kanıtlayamıyor?

Hukuk, ikna ile ilgilidir. Duruşmalara yönelik çalışmalar; hedef kitlenizi tanımanızı, kanıt üretmenizi, ispat yükünü göğüslemenizi ve beklenen telafiyi sağlayacak kapasiteye sahip olduğunuzu göstermenizi gerektirir. Ticari işlemler de benzer şekilde, birçok ikna unsuru içerir. O halde hukuk sektörü, iş dünyası liderleri için değerini ortaya koyma konusunda neden zorlanıyor?

Hukuk Sektörü Değerini Neden Kanıtlayamıyor?

Hukuk sektörünün, özellikle de avukatların iş dünyasındaki değerini kanıtlamakta zorlanmasının birkaç nedeni bulunuyor. Bunlardan en öne çıkanı, “hukuk balonu“. Avukatlar, uzun süredir kendi aralarında faaliyet gösteriyorlar. Bu durum, dar görüşlü bir kültürün ortaya çıkmasına neden oldu. Hukuki hizmetler sunma işi ve mesleği eş anlamlıydı. Her ikisi de avukatların kontrolündeydi. Meslek, müşteriler dahil olmak üzere, kendi saflarının dışındakilere karşı çok az hesap verme sorumluluğuna sahip olageldi.

Avukat hegemonyası, alım-satım dinamiğine de sirayet etti. Kurumsal segmentteki avukatlar diğer avukatlara hizmet sattı. Bu; müşterilerin zihniyetlerini, becerilerini, soy merkezli bakış açılarını paylaştıkları, değer veya sonuçtan ziyade uygulama mükemmelliğine odaklandıkları ve hukuki istisnacılığı benimsedikleri anlamına geliyordu.

Bireysel avukatlar hizmetlerini, çoğu bireyin ve küçük işletmenin karşılayabileceğinin ötesinde fiyatlarla sundu. Bu sadece mesleğin sosyal sözleşmesini ihlal etmekle kalmadı, aynı zamanda hukuk hizmetlerinin zenginler için olduğuna yönelik kamuoyu algısını besledi. Harvard Üniversitesi eski Rektörü ve aynı üniversitenin Hukuk Fakültesi eski Dekanı Derek Bokun yıllar önce sarf ettiği meşhur sözünde dikkat çektiği gibi, “Ücretini ödeyebilenler için hukukun sundukları sonsuz, ödeyemeyenler içinse bir o kadar azdır.”

Hukuk sektörü, kendi kendinin kutsal ineğiydi. Yıllar yılı değişimden kaçındı ve geleneklere sıkı sıkıya sarıldı. Kendi kuralları, hızı, dili, kültürü ve yekpare hizmet sunum modeliyle, avukat merkezli bir yapıda işleyegeldi. Avukatların mali sorumluluğu çok azdı. Dışarıdaki rakiplerinin hiçbir rekabet tehdidine ya da yenilikçilik konusunda herhangi bir baskıya maruz kalmadılar. Bunun hukuk fakülteleri, firmalar, kurumsal hukuk departmanları, yargı ve düzenleyiciler dahil tüm hukuk ekosistemi üzerinde yansımaları oldu. Yenilikçi şirketlerin aksine, hukuk sektöründeki paydaşlar, müşteri değerini artıran deneysel girişimlere ve sürekli iyileştirmeye değil, emsallere ve durağanlığa bağlı kaldı.

Meslek; dar görüşlü, homojen bir kültür oluşturdu. Avukatlar; baro üyeliği, hukuk eğitimi, ruhsatlandırma, dil, uygulama kuralları, zanaat sayılabilecek yaklaşı-
mın korunması ve hizmet sunumu gibi başlıklar altında, kendi alanlarının tüm boyutlarını kontrol altına aldılar. Müvekkillerine müşteri muamelesinde değil, ricacı muamelesinde bulundular. Meslek, “avukat olmayanların“, “hukuk pratiği” olarak tanımlanan şeyi icra etmesini önlemek için rekabeti önleyecek şekilde, kendi kendini denetlemesine bel bağlamıştı. Mesleğin oluşturduğu tekel, “avukat” ve “avukat olmayan” şeklinde kutuplaşmış bir dünya görüşü yarattı, kibri körükledi ve zaman içinde hukuk sektörüyle müşterileri arasında uyumsuzluğa neden oldu.

Mevcut Hukuk Kültürü Neyi Ölçüyor?

Kültür, neye değer verdiği ve neyi ölçtüğü ile tanımlanır. Hukuk kültürü ve müşterileri arasındaki ayrım belirgindir. Örneğin; hukuk kültürü, performansa değil, soy ağacına; müşteri hedeflerinin önemine veya yerine getirilip getirilmediğine değil, (avukatlar tarafından değerlendirildiği üzere) “kusursuz hukuki çalışmaya“, iş yapmanın Kutsal Kasesi olan net tavsiye skoruna (Net Promoter Score-NPS) değil, ortak başına kâra (Profits Per Equity Partner-PPEP) değer verir. Hukuk kültürü, içtihatlara ve hatalardan kaçınmaya dayanır. Özellikle, dijital çağda iş hayatı ise, yenilikçiliği ve müşteri memnuniyetini artıracak şekilde, ezber bozan yaklaşımları ödüllendirir. Bunlar, hukuku müşterilerinden ayıran farklara dair uzun listede yer alan maddelerden yalnızca birkaçıdır.

Hukuki ayrılıkçılığın ve yarattığı istisnacılık mitinin başka tezahürleri de oldu. Nesillerdir avukatlar, kendilerine ait bir kabile dili oluşturdu. Bu, içe dönük bir kültürle homojen, soy içi bir cemiyeti yansıtan dar görüşlü, kendine özgü bir dildir. Avukatların genellikle aşağılayıcı bir şekilde “hukukça” olarak anılan dili; anlaşılması zor, ayrıntılı, gereksiz Latince ifadelerle dolu, avukatlar” ile “avukat olmayanlar” arasında dilsel bir engel oluşturmak için tasarlanmış bir dildir. Hukuk dili, kaynağını ana akım kelime dağarcığından almaz. Bu sahte dil, misyonu hukukun belirsizliklerini yıkmak ve müşterilerin zorluklarını çözmeye yardımcı olmak olan bir meslekle ters düşmektedir.

Hukukun yarattığı dilsel engeller, müşterilerinin dilini, özellikle de iş dünyasının dilini öğrenmedeki isteksizlik, nedeniyle daha da artmıştır. Çok az sayıda avukat iş dünyasının dilini akıcı bir şekilde konuşabilecek duruma gelmiştir. Üstelik avukatlar, iş dünyasının hızına, süreçlerine, ölçütlerine, risk-ödül oranına (risk toleransı), verilerle desteklenen karar alma mekanizmasına veya müşteri odaklı yaklaşımına uygun şekilde faaliyet gösterememiştir. Bu, hukuk sektörünün müşterilere değerini gösterememesine önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.

Avukatlar, geleneksel olarak, alıcılara hizmet şartlarını dayatmış ve “müşteri her zaman haklıdır” sözünü alaşağı etmiştir. Hukuk bir hizmet işi/mesleğidir, ancak avukatlar müşteri hizmetleri açısından sürekli olarak düşük puanlar almıştır. Avukatlar, haklı olarak, avukat-müvekkil ilişkisinin kendine has özelliklerine odaklanmıştır. Ancak bu, müvekkillerine müşteri muamelesi yapmaları dışında geçerlidir. Hukuk sektörü, herkesin bildiği üzere, iş dünyasına ve diğer mesleklere kıyasla daha düşük bir net tavsiye skoruna sahiptir. Bu durum; hukuki hizmetlerin yüksek, öngörülemeyen maliyetinden, zayıf iletişimden, yanıt verme konusundaki eksiklikten, erken risk tespiti, strateji oluşturma, öngörülebilirlik, erken sorun çözümü, risk azaltma, kayıp fırsat maliyetleri ve hukuki masrafların önemli ölçüde azaltılması bakımından fayda sağlayacak, amaca uygun teknolojilerin ve verilerin yavaş benimsenmesinden kaynaklanmaktadır.

Müşterilerinin talepleri önemli ölçüde değiştiği için, hukukun iş dünyasıyla uyumsuzluğu son yıllarda daha belirgin hale gelmiştir. Hız, karmaşıklık, ölçek, sayısız mevcut ve yeni risk faktörü, rekabet, jeopolitik değişikliklerin etkisi, teknolojinin hızlı ilerlemesi, istikrarsız stratejik ortaklıklar ve son zamanlarda dijital zorunluluk, işlerde köklü değişikliklere neden olmuştur. Hukuk sektörü, “müşterilerle ortaklık“, “en son teknoloji kullanımı” ve ücretlerden tavizler gibi abartılı iddialarla bu değişikliklere yanıt vermiştir. Bu ne hukukun müvekkil merkezliliğinin kanıtıdır ne de onun müşterileriyle uyumsuzluğunu giderebilecek anlamlı bir çabadır.

Bir avuç elit, teknoloji destekli, veri merkezli, multidisipliner, sermayeleşmiş, ölçek büyütmüş, çevik, akışkan “hukuki hizmet sağlayıcının işi“, göze çarpan bir istisnadır. Bu şirketler, hukuki hizmet sunumu işinde yüksek vasıflı, multidisipliner işgücünü işe alma ve onlara beceri kazandırma, teknoloji, veri analitiği ve müşteri hizmetleri/deneyimi gibi yeni araçlara yatırım yapmıştır. Bunun karşılığında pazar payı artışı, genişletilmiş bir çalışma alanı ve marka sadakati gibi kazanımlar elde ediyorlar. Iş dünyasının dilini konuşuyorlar, onunla başa baş hızda çalışıyorlar ve sorunsuz bir şekilde bütünleşebiliyorlar. Yeni hizmet sağlayıcılar, ayrıca, hukuk sektörünün geleneksel sınırlarını ve paradigmalarını yeniden şekillendirerek ve böylelikle sektörün müşteriler için daha proaktif, öngörülü ve kurumsal açıdan etkili olmasını sağlayarak, müşterilere değerlerini kanıtlayabiliyorlar.

Dijital Dönüşüm: Değişimi Hızlandıran Önemli Bir Faktör

Müşterilere daha iyi hizmet verebilmek için dijital dönüşüm ve teknolojiye dayalı bu yeni iş yaklaşımı, sektörü şaşırtıcı bir hızla dönüştürüyor. McKinsey bu durumu “yeni normal” olarak tanımlıyor. Dijital dönüşüm, Covid-19’dan önce şirketlerin üst yöneticilerinin önceliği iken, şimdi varoluşsal bir zorunluluk halini almıştır. Önde gelen şirketler arasında dijital dönüşümün hızı, salgının başlangıcından bu yana katlanarak artmaktadır. Dijital açıdan gelişmiş şirketlerle dijitalleşmede geri kalan şirketler arasındaki uçurum da aynı hızla derinleşmektedir.

Dijital dönüşüm; mevcut paradigmaları, süreçleri, işgücünü, tedarik zincirlerini, teknolojik araçları ve stratejik ortakları yeniden değerlendirmeye yönelik kurumsal bir taahhüttür. Amaç; müşteri sonuçlarını, müşteri deneyimini ve marka sadakatini iyileştirmek için işin tüm boyutlarını yeniden tasarlamaktır. Hukuk dahil hiçbir kurumsal iş birimi veya departmanı dokunulmazlığa sahip değildir, çünkü dijital açıdan olgun bir şirket, farklı departmanlar şeklinde değil, entegre bir bütün olarak faaliyet gösterir.

Dijital yolculuğun belki de en zor kısmı, gerektirdiği kültürel dönüşüm ve değişim yönetimidir. Bu, hem bireysel hem de toplu olarak avukatlar için bilhassa zorlayıcı olacaktır. Müşteri odaklılığa ve değişime daha aşina olan, deneysel girişimler üzerinde düşünmüş, beceri kazandırma sürecinin rekabeti gerektirdiği diğer hukuk profesyonelleri ise daha az zorlanacaktır.

Hukuk sektörü avukatlar tarafından değil, iş dünyası tarafından yeniden tasarlanmaktadır. İzole bir departman olarak değil, birden çok iş birimini ve paydaşı içeren entegre, akışkan ve çevik bir varlık olarak yeniden yapılandırılmaktadır.

Uzun süredir avukatların görevi, şirketi savunmak olagelmişti. Dijital çağda ise hukuk sektörünün beklentileri önemli ölçüde genişlemiştir ve artık şunları da içermektedir:

  1. Proaktif, veriye dayalı erken tespit ve riskin önlenmesi,
  2. Hukuki riskin diğer kurumsal risk faktörleriyle dengelenmesi,
  3. Kurumsal fırsatları belirlemek ve yaratmak için iş birimleriyle işbirliği yapılması,
  4. Kurumsal müşterilerin deneyimlerinin iyileştirilmesi,
  5. Durağan bir maliyet merkezinden çevik, değer yaratan bir kurumsal işbirliği odağına dönüşümün gerçekleştirilmesi.

Hukuk sektörü, artık hukuk firmalarından, kurumsal departmanlardan ve diğer tedarik zinciri sağlayıcılarından ibaret olmayacaktır. Bu geleneksel paradigmaların yerini platform destekli, veri odaklı, sorunsuz, akışkan, çevik ve işle entegre paradigmalar alacaktır. Bunlar, son kullanıcı perspektifinden tersine mühendislik uygulamasına tabi tutulacaktır. Hukuk sektörü avukatlara değil, müşterilere hizmet verecek şekilde yeniden tasarlanmaktadır. Sektör diğer iş birimleri gibi çalışacak, ancak hukuk pratiğinin gizlilik, ayrıcalık gibi diğer temel unsurları korunacaktır.

Sonuç

Hukuk sektörünün iş dünyasının gözünde değerini kanıtlama yükü, sektör müşterileriyle uyumlu hale geldiğinde daha kolay karşılanacaktır. Bu, sektörün;

  • Hem iş açısından hem de hukuki açıdan akıcı hale gelmesi,
  • İş dünyasını ve müşterilerini anlaması ve onların hedeflerini ileriye taşıması, bir yandan da kanunlar ve hukuki etik sınırlar çerçevesinde faaliyet göstermesi,
  • İş dünyasına performansı artıran içgörüler ve öngörüleri sağlamak için verileri kullanması ve bunları kurumsal veri havuzuna katması,
  • İzole bir departman olarak değil, kurumsal bir kaynak olarak işlev göstermesi,
  • Kurumsal riski tahmin etmesi, ortadan kaldırması, tespit etmesi, azaltması ve/veya hızlı bir şekilde bastırması, ayrıca işletme ve müşterileri için değer yaratmak adına diğer kurumsal birimlerle işbirliği yapması gerektiği,

anlamına gelir.

Hukuk sektörü, son kullanıcısı olan iş dünyası tarafından yeniden şekillendirilmektedir. İş dünyası, mevcut hukuki hizmet sağlayıcıların üstünlüğünü ve onların çağ dışı yapılarını, ekonomik modellerini ve kültürlerini korumak için değil, kendi ihtiyaçlarına daha iyi yanıt almak için hukuk sektöründe tersine mühendislik işlemi yapmaktadır.

Hukuk sektörü; dijital dönüşümü, bunun firma ve müşterileri açısından ne anlama geldiğini ve hukuk sektöründe nasıl uygulanacağını anlamak zorundadır. Bu, dijital çağda hukuk sektörünün etkisini ve değerini belirlemeye yönelik acil bir zorunluluk ve çok önemli bir ilk adımdır.

 

Çeviren: Ergin Kaptan

Not: Bu makale Üstad Dergi 12.sayısında (Kış 2021) yayınlanmıştır. 

Benzer Yazılar

Hesaplamalı Hukuk
Enerji Şartı Anlaşması Türkiye
Afetten Kalkınmaya Sivil Etkileşim
Akıllı İlaç Bedellerini Devlet Ödeyecek mi?
Büyük Savunma Mitingi
Kayıp Zarar Fonu; Yasuni (Ekvator) Deneyiminden Çıkarımlar
Yapay Zekanın Çevresel Etkileri
AİHM'den Sonra Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi 21 Mayıs 2024’de İklim Değişikliği Görüşünü Açıklayacak
ABD Federal Ticaret Komisyonu’nun (FTC) Rekabet Etmeme Hükümlerine Getirdiği Yasak ve Arka Planı
Türkiye Enerji Şartı Anlaşmasından Çekilmeli!
Hesaplamalı Hukuk'a Giriş
Türkiye Enerji Şartı Anlaşmasından Çekilmeli!
Afetten Kalkınmaya Sivil Etkileşim
ABD Federal Ticaret Komisyonu’nun (FTC) Rekabet Etmeme Hükümlerine Getirdiği Yasak ve Arka Planı
Cumhurbaşkanlığı Örgütlenmesi
Sürdürülebilirlik ve Rekabet; Sorulması Gereken Normatif ve Teknik Sorular
AİHM'den Sonra Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi 21 Mayıs 2024’de İklim Değişikliği Görüşünü Açıklayacak