ITLOS (Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi) İklim Değişikliği Görüşünü Açıkladı; Sera Gazı Salımları Deniz Çevresinin Kirlenmesidir

25 Nisan 2024 tarihinde Üstad Dergi’de yayınlanan “AİHM’den Sonra Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi 21 Mayıs 2024’de İklim Değişikliği Görüşünü Açıklayacak” başlıklı yazımızda; iklim değişikliğine yol açan süreçlerde neredeyse hiç payları olmadığı halde olumsuz sonuçlarını şimdiden yaşamaya başlayan Küçük Ada Devletleri İklim Değişikliği ve Uluslararası Hukuk Komisyonu (COSIS-Commission of Small Island States on Climate Change and International Law) tarafından Aralık 2022’de, Devletlerin deniz çevresini koruma yükümlülükleri hakkında bir danışma görüşü için Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi’ne (The International Tribunal for the Law of the Sea-ITLOS), yaptıkları başvuru çerçevesinde, ülkelerin iklim değişikliğini önleme yükümlülüklerine ilişkin tavsiye niteliğindeki ITLOS görüşünün 21 Mayıs 2024 tarihinde açıklanacağını belirtmiştik..

ITLOS İklim Değişikliği Görüşü

Bağlayıcı olmayan, yine de iklim değişikliği ile mücadelede olumlu etkiler doğurabileceği gibi BM Uluslararası Adalet Divanı’nın (International Court of Justice-ICJ) iklim değişikliği ile ilgili olarak Devletlerin yükümlülükleri konusunda açıklanması beklenen danışma görüşü konusunda yol gösterici olabileceğini düşündüğümüz ITLOS görüşü bugün 12.00’de açıklandı.

Mahkeme Başkanı tarafından okunan ve toplam 153 sayfa olan kararın sonuç kısmında, öncelikle Mahkeme’nin bu konuda görüş verme yetkisi olduğu ve bu görüş talebine olumlu yanıt verildiği belirtilirken, devamında, iki soruya ayrı ayrı cevap verilmiştir.

Mahkeme görüşünde, “Atmosfere yapılan antropojenik sera gazı emisyonları, Sözleşmenin 1. maddesinin 1. paragrafının 4. alt paragrafı anlamında deniz çevresinin kirlenmesini teşkil eder.” denilerek, küresel ısınma ile deniz kirliliği arasında doğrudan bağlantı, sebep-sonuç ilişkisinin kurulması önemlidir. Mahkeme, bu tespiti yaptıktan sonra, “Sözleşmeye Taraf Devletler, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için gerekli tüm tedbirleri almak ve bu bağlamda politikalarını uyumlaştırmak için çaba göstermekle yükümlüdür.” diyerek özel yükümlülükleri sıraladığı görülmektedir.

Tanımlanan özel yükümlülüklerle beraber, Sözleşme’ye Taraf Devletlerin, bayraklarını taşıyan veya sicillerine kayıtlı gemilerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarından kaynaklanan kirlilikle ilgili yükümlülüklerinden bahsedilmesi, bu alanda yeni düzenlemelerin yapılacağını da göstermektedir.

Yine görüşle; Sözleşme’nin 204, 205 ve 206. maddelerinin Taraf Devletlere, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğini ele almanın bir yolu olarak izleme, raporlarını yayınlama ve çevresel etki değerlendirmeleri yapma gibi özel yükümlülükler getirdiğinin vurgulanması, Paris İklim Anlaşması’nda olduğu gibi yeni bir izleme, raporlama ve çevresel etki değerlendirmesi yapma sürecinin başlayacağını işaret etmektedir.

Yanı sıra, Mahkeme’nin Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin yargısal yorumunu yapma yetkisine sahip olduğu düşünüldüğünde, bundan sonra kendisine yapılacak başvurularda, bu görüşle ortaya konulan özel yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini denetleme ve ihlal tespiti halinde yaptırım kararları alma olasılığı da güçlenmektedir.

Mahkeme’nin işbirliği ile aldığı kararın hüküm kısmı önemli olduğundan, aşağıda sonuç kısmı olduğu gibi aktarılmaktadır.

Birinci Soruya Cevaplar

Mahkeme’den görüş istenen ilk husus;

“Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (“BMDHS”) Taraf Devletlerin, Bölüm XJI kapsamındakiler de dahil olmak üzere;

(a) Atmosfere salınan insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının neden olduğu okyanus ısınması ve deniz seviyesinin yükselmesi ve okyanus asitlenmesi de dahil olmak üzere iklim değişikliğinden kaynaklanan veya kaynaklanması muhtemel zararlı etkilerle ilgili olarak deniz çevresinin kirlenmesini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek;”

kapsamında Devletlerin özel yükümlülüklerinin neler olduğudur. Mahkeme bu soruya şu cevabı vermiştir;

(a) Atmosfere yapılan antropojenik sera gazı emisyonları, Sözleşmenin 1. maddesinin 1. paragrafının 4. alt paragrafı anlamında deniz çevresinin kirlenmesini teşkil eder.

 

(b) Sözleşmenin 194. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, Sözleşmeye Taraf Devletler, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için gerekli tüm tedbirleri almak ve bu bağlamda politikalarını uyumlaştırmak için çaba göstermekle yükümlüdür. Bu tür tedbirler, diğerlerinin yanı sıra, mevcut en iyi bilim ve BMİDÇS ve Paris Anlaşması gibi iklim değişikliği anlaşmalarında yer alan ilgili uluslararası kurallar ve standartlar, özellikle de sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 1,5°C üzerinde sınırlandırmaya yönelik küresel sıcaklık hedefi ve bu hedefe ulaşmak için emisyon yollarına ilişkin zaman çizelgesi dikkate alınarak objektif bir şekilde belirlenmelidir. Gerekli tedbirlerin kapsamı ve içeriği Taraf Devletlerin elindeki imkânlara ve kapasitelerine göre değişebilir. Gerekli tedbirler, özellikle sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik olanları içerir.

 

(c) Sözleşmenin 194. maddesinin 1. paragrafı uyarınca insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için gerekli tüm tedbirleri alma yükümlülüğü, gerekli özeni gösterme yükümlülüğüdür. Bu tür emisyonların deniz çevresine ciddi ve geri döndürülemez zarar verme riskinin yüksek olduğu göz önüne alındığında, gerekli özenin gösterilmesi standardı katıdır. Ancak, gerekli özenin gösterilmesi yükümlülüğünün uygulanması Devletlerin kapasitelerine ve mevcut kaynaklarına göre değişebilir.

 

(d) Sözleşmenin 194. maddesinin 2. paragrafı uyarınca, Taraf Devletler, kendi yargı yetkileri veya kontrolleri altındaki insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının diğer Devletlere ve çevrelerine kirlilik yoluyla zarar vermemesini ve kendi yargı yetkileri veya kontrolleri altındaki bu tür emisyonlardan kaynaklanan kirliliğin egemenlik haklarını kullandıkları alanların ötesine yayılmamasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alma konusunda özel bir yükümlülüğe sahiptir. Bu yükümlülük sınır aşan bir ortam için geçerlidir ve 194. maddenin 1. paragrafı kapsamındaki yükümlülüğe ek olarak özel bir yükümlülüktür. Bu aynı zamanda bir gerekli özeni gösterme yükümlülüğüdür. Madde 194, paragraf 2 kapsamındaki gerekli özenin gösterilmesi standardı, sınıraşan kirliliğin doğası gereği, madde 194, paragraf 1 kapsamındakinden daha katı olabilir.

 

(e) Belirli kirlilik kaynakları açısından, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliği, kara kökenli kaynaklardan kaynaklanan kirlilik, gemilerden kaynaklanan kirlilik veya atmosferden kaynaklanan veya atmosfer yoluyla oluşan kirlilik olarak nitelendirilebilir.

 

(f) Sözleşmenin 207 ve 212. maddeleri uyarınca, Taraf Devletler, diğerlerinin yanı sıra BMİDÇS ve Paris Anlaşması gibi iklim değişikliği anlaşmalarında yer alan uluslararası kabul görmüş kurallar, standartlar ve tavsiye edilen uygulamalar ve prosedürleri dikkate alarak, sırasıyla kara kökenli kaynaklardan ve atmosferden veya atmosfer yoluyla sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için kanun ve yönetmelikler kabul etmekle özel olarak yükümlüdür. Bu amaçla, Taraf Devletler gerekli diğer tedbirleri almak ve özellikle yetkili uluslararası örgütler veya diplomatik konferanslar aracılığıyla hareket ederek küresel ve bölgesel kurallar, standartlar ve tavsiye edilen uygulamalar ve usuller oluşturmak için çaba sarf etmekle yükümlüdür.

 

(g) Sözleşmenin 211. maddesi uyarınca, Taraf Devletler, bayraklarını taşıyan veya sicillerine kayıtlı gemilerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için, en azından yetkili uluslararası örgüt veya genel diplomatik konferans aracılığıyla oluşturulan genel kabul görmüş uluslararası kurallar ve standartlarla aynı etkiye sahip olması gereken yasa ve yönetmelikleri kabul etmekle yükümlüdür.

 

(h) Sözleşmenin 213. ve 222. maddeleri uyarınca, Taraf Devletler, sırasıyla kara kökenli kaynaklardan ve atmosferden veya atmosfer yoluyla insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının deniz çevresini kirletmesini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için ulusal yasa ve yönetmeliklerini uygulamak ve yetkili uluslararası örgütler veya diplomatik konferans yoluyla oluşturulan uygulanabilir uluslararası kural ve standartları uygulamak için yasa ve yönetmelikleri kabul etmek ve gerekli diğer önlemleri almakla özel olarak yükümlüdür.

 

(i) Sözleşmenin 217. maddesi uyarınca, Taraf Devletler, bayraklarını taşıyan veya sicillerine kayıtlı gemilerin, yetkili uluslararası örgüt veya genel diplomatik konferans aracılığıyla oluşturulan uygulanabilir uluslararası kural ve standartlara ve gemilerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğinin önlenmesi, azaltılması ve kontrolü için kendi yasa ve yönetmeliklerine uymalarını sağlamakla özel olarak yükümlüdürler. Bu amaçla, kanun ve yönetmelikler kabul edecek ve bunların uygulanması için gerekli diğer tedbirleri alacaklardır.

 

(j) Sözleşmenin 197, 200 ve 201. maddeleri, 194 ve 192. maddeleriyle birlikte okunduğunda, Taraf Devletlere insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek amacıyla doğrudan veya yetkili uluslararası kuruluşlar aracılığıyla, sürekli, anlamlı ve iyi niyetle işbirliği yapma konusunda özel yükümlülükler getirmektedir. 197. madde uyarınca, Taraf Devletler, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğine karşı koymak için Sözleşme ile tutarlı ve mevcut bilimsel bilgiye dayalı kurallar, standartlar ve tavsiye edilen uygulamalar ve prosedürlerin formüle edilmesi ve detaylandırılmasında işbirliği yapma konusunda özel bir yükümlülüğe sahiptir.

 

Madde 200 kapsamında, Taraf Devletler, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliği, bunun yolları, riskleri ve çözüm yolları, azaltma ve uyum tedbirleri de dahil olmak üzere, çalışmaları teşvik etmek, bilimsel araştırma yapmak ve bilgi ve veri alışverişini teşvik etmek için işbirliği yapmak konusunda özel yükümlülüklere sahiptir. 201. madde uyarınca, Taraf Devletler, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğine karşı kuralların, standartların ve tavsiye edilen uygulama ve prosedürlerin formüle edileceği ve detaylandırılacağı uygun bilimsel kriterler oluşturma konusunda özel bir yükümlülüğe sahiptir.

 

(k) Sözleşmenin 202. maddesi uyarınca, Taraf Devletler, gelişmekte olan Devletlere, özellikle de hassas durumdaki gelişmekte olan Devletlere, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğini ele alma çabalarında yardımcı olma konusunda özel bir yükümlülüğe sahiptir. Bu madde, kapasite geliştirme, bilimsel uzmanlık, teknoloji transferi ve diğer konularda doğrudan veya yetkili uluslararası kuruluşlar aracılığıyla uygun yardım yükümlülüğünü öngörmektedir. Madde 203, gelişmekte olan Devletlere, özellikle de iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı savunmasız olanlara, uluslararası kuruluşlardan finansman, teknik yardım ve ilgili uzmanlık hizmetlerinde ayrıcalıklı muamele sağlayarak verilen desteği güçlendirir.

 

(l) Sözleşmenin 204, 205 ve 206. Maddeleri Taraf Devletlere, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan deniz kirliliğini ele almanın bir yolu olarak izleme, raporlarını yayınlama ve çevresel etki değerlendirmeleri yapma gibi özel yükümlülükler getirmektedir. 204. maddenin 1. paragrafı uyarınca, Taraf Devletler, deniz çevresinin insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından kaynaklanan kirliliğinin risklerini veya etkilerini gözlemlemek, ölçmek, değerlendirmek ve analiz etmek için özel çaba gösterme yükümlülüğüne sahiptir. 204. maddenin 2. paragrafı uyarınca, Taraf Devletler, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının deniz çevresini kirletme olasılığının bulunup bulunmadığını belirlemek amacıyla, izin verdikleri veya içinde bulundukları faaliyetlerin etkilerini sürekli gözetim altında tutmakla yükümlüdürler.

 

Madde 205 uyarınca, Taraf Devletler, bu tür emisyonlardan kaynaklanan kirlilik risklerinin veya etkilerinin izlenmesinden elde edilen sonuçları yayınlamak veya yayılması için yetkili uluslararası kuruluşlara iletmekle yükümlüdür. Madde 206 uyarınca, Taraf Devletler çevresel etki değerlendirmeleri yapmakla yükümlüdür. Kümülatif etkiler de dahil olmak üzere, insan kaynaklı sera gazı emisyonları yoluyla deniz çevresinde önemli kirliliğe veya önemli ve zararlı değişikliklere neden olabilecek kamu veya özel her türlü planlı faaliyet bir çevresel etki değerlendirmesine tabi tutulacaktır. Bu değerlendirme, söz konusu emisyonların deniz çevresi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması ve bunlara uyum sağlanması amacıyla, planlanan faaliyetin yargı yetkisi veya kontrolü altında gerçekleştirileceği Taraf Devlet tarafından yapılacaktır. Bu tür bir değerlendirmenin sonucu Sözleşmenin 205. maddesi uyarınca rapor edilecektir.

İkinci Soruya Cevaplar

Mahkeme’den görüş istenen ikinci husus ise;

“Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (“BMDHS”) Taraf Devletlerin, Bölüm XJI kapsamındakiler de dahil olmak üzere;

(b) okyanus ısınması, deniz seviyesinin yükselmesi ve okyanus asitlenmesi de dahil olmak üzere iklim değişikliğinin etkilerine karşı deniz çevresini korumak ve muhafaza etmek,”

kapsamında Devletlerin özel yükümlülüklerinin neler olduğu, olup Mahkeme bu soruya da, birinci soruyu 1.soru bağlamında ele alarak, şu cevabı vermiştir;

(a) Mahkemenin (a) sorusuna verdiği yanıt (b) sorusuna verdiği yanıtla bağlantılıdır. Geçerli (3). fıkranın (j), (k) ve (l) bentleri bu bağlamda özellikle önemlidir.

 

(b) Sözleşmenin 192. maddesi kapsamındaki deniz çevresini koruma ve muhafaza etme yükümlülüğü, deniz çevresine yönelik her türlü zarar veya tehdidi kapsayacak şekilde geniş bir kapsama sahiptir. Bu hüküm kapsamında, Taraf Devletler deniz çevresini iklim değişikliğinin etkilerinden ve okyanus asitlenmesinden koruma ve muhafaza etme konusunda özel bir yükümlülüğe sahiptir. Deniz çevresinin bozulduğu durumlarda, bu yükümlülük deniz habitatlarının ve ekosistemlerinin eski haline getirilmesi için tedbirler alınmasını gerektirebilir. Sözleşmenin 192. Maddesi, Taraf Devletlerin, koşullara bağlı olarak, iklim değişikliğinin etkileri ve okyanus asitlenmesi ile ilgili riskleri öngörmelerini gerektirmektedir.

 

(c) Bu yükümlülük gerekli özeni gösterme yükümlülüğüdür. İklim değişikliğinin etkileri ve okyanus asitlenmesinin deniz çevresine ciddi ve geri döndürülemez zarar verme riskinin yüksek olduğu göz önüne alındığında, gerekli özenin gösterilmesi standardı katıdır.

 

(d) Sözleşmenin 194. maddesinin 5. paragrafı uyarınca, Taraf Devletler nadir veya kırılgan ekosistemlerin yanı sıra tükenmiş, tehdit altında veya tehlike altındaki türlerin ve diğer deniz yaşamı türlerinin yaşam alanlarını iklim değişikliği etkilerinden ve okyanus asitlenmesinden koruma ve muhafaza etme konusunda özel bir yükümlülüğe sahiptir.

 

(e) Sözleşmenin 61. ve 119. maddeleri uyarınca, Taraf Devletler iklim değişikliği etkileri ve okyanus asitlenmesi tarafından tehdit edilen canlı deniz kaynaklarını korumak için gerekli tedbirleri almak konusunda özel yükümlülüklere sahiptir. Taraf Devletler bu tedbirleri alırken, diğer hususların yanı sıra, mevcut en iyi bilimsel verileri ve ilgili çevresel ve ekonomik faktörleri dikkate alacaklardır. Bu yükümlülük ihtiyati yaklaşımın ve ekosistem yaklaşımının uygulanmasını gerektirir.

 

(f) Sözleşme’nin 63. maddesinin 1. paragrafı uyarınca anlaşmaya çalışma yükümlülüğü ve 64. maddesinin 1. paragrafı uyarınca işbirliği yapma yükümlülüğü, Taraf Devletlerin, diğer hususların yanı sıra, ortak stokların korunması ve geliştirilmesini koordine etmek ve sağlamak için gerekli etkili tedbirleri kabul etmek amacıyla birbirleriyle iyi niyetle istişarelerde bulunmalarını gerektirir. İstişarelerde bulunulması gereken gerekli tedbirler, iklim değişikliği ve okyanus asitlenmesinin canlı deniz kaynakları üzerindeki etkilerini dikkate almalıdır. Sözleşmenin 118. maddesi uyarınca, Taraf Devletler, değişim etkileri ve okyanus asitlenmesi nedeniyle tehdit altında olan açık denizlerdeki canlı deniz kaynaklarının korunması için gerekli tedbirlerin alınmasında işbirliği yapma konusunda özel bir yükümlülüğe sahiptir.

 

(g) Sözleşme’nin 196. maddesi uyarınca, Taraf Devletler, deniz ortamında önemli ve zararlı değişikliklere neden olabilecek iklim değişikliği ve okyanus asitlenmesinin etkileri nedeniyle yerli olmayan türlerin girişinden kaynaklanan kirliliği önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için uygun önlemleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülük ihtiyati yaklaşımın uygulanmasını gerektirmektedir.

Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi

ITLOS (The International Tribunal for the Law of the Sea), 1982 yılında, okyanuslara ilişkin mevcut uluslararası teamül hukukunu kodifiye eden Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) (United Nations Convention on the Law of the Sea-UNCLOS) ile Hamburg’da (Almanya) kurulmuş olup uluslararası suların çeşitli seviyelerini, bu bölgelerden geçiş haklarını, ülkelerin hak ve yükümlülüklerini ve doğal kaynaklara erişim ve haklarını belirlemektedir.

Yüz altmış sekiz (168) ülke ve Avrupa Birliği’nin taraf olduğu ve “Okyanusların Anayasası” olarak tanımlanan 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (“UNCLOS”) Amerika Birleşik Devletleri 1994 yılında imzalamış ancak henüz onaylamamıştır. ABD dışında, BM üyesi devletlerden aralarında İsrail, Türkiye’nin bulunduğu toplam 28 üye Sözleşme’ye taraf değildir. 

Türkiye, karasularının 12 mil olarak belirlenmesi ve uyuşmazlıkların çözümünde zorunlu yargı yetkisi hükümleri nedeniyle Sözleşme’yi ne imzalamış ne de onaylamıştır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (“UNCLOS”) kapsamında kurulan bir başka organ da uluslararası deniz yatağı alanlarındaki maden çalışmalarının tamamını düzenleyerek ve kontrol ederek, özünde bu faaliyetlerin tüm insanlığın yararına olacak şekilde gerçekleştirilmesi amacını taşıyan, denizaltı yaşamın, derin deniz yatağında gerçekleştirilecek faaliyetler nedeniyle meydana gelebilecek zararlı etkilerden korunması ile görevlendirilmiş bir kuruluş olan Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi (International Seabed Authority – ISA) olup, özellikle derin deniz madenciliği konusunda tek otorite olan ISA çalışmaları da çevresel değerlerin korunması açısından çok önemlidir.

Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi’ne İklim Değişikliği Kapsamında Yapılan Başvuru

Aralık 2022’de, Küçük Ada Devletleri İklim Değişikliği ve Uluslararası Hukuk Komisyonu (COSIS), Devletlerin deniz çevresini koruma yükümlülükleri hakkında bir danışma görüşü için Mahkemeye bir talepte bulunmuştur.

İskoçya’nın Glasglow kentinde düzenlenen COP26 öncesinde, “İklim değişikliğine ilişkin uluslararası hukuk kural ve ilkelerinin teşvik edilmesi, aşamalı olarak geliştirilmesi ve uygulanması yoluyla deniz çevresi de dâhil olmak üzere iklim sistemini korumak ve muhafaza etmek için kolektif eylemde bulunmak” amacıyla kurulmuş olan COSIS (Commission of Small Island States on Climate Change and International Law) tarafından Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi’ne, yukarıda aktarılan iki soru yöneltilmiştir.

12 Aralık 2022 tarihli başvuru sonrasında, Mahkeme, Sözleşme tarafları ile hükümetlerarası kuruluşların yazılı beyanlarını 15 Şubat 2023 tarihine kadar sunmalarına karar vermiştir. Bu süre zarfında Avrupa Birliği ile 30 ülke ve aralarında BM, UNEP (BM Çevre Programı), ve ISA’nın (Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi) da bulunduğu sekiz uluslararası örgüt yazılı beyanını sunmuştur. Süresinde sunulmayan 4 ülke/kurum beyanı ile aralarında Greenpeace, ClientEarth, WWF gibi STK’ların olduğu 10 örgütün beyanı dosya kapsamına alınmamıştır.

Yazılı beyanlarının sunulmasından sonra, 11 – 25 Eylül 2023 tarihleri arasında sözlü duruşmalar gerçekleştirilmiş olup süreç, ITLOS Yargıcı Albert Hoffmann’ın, 21 Mayıs 2024 tarihinde, ITLOS merkezinde (Hamburg/Almanya) danışma görüşünü açıklaması ile sonuçlanmıştır.

Sırada BM Uluslararası Adalet Divanı Görüşü Var

29 Mart 2023 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, A/RES/77/276 sayılı kararı kabul ederek, Divan Statüsü’nün 65. maddesine atıfla, Uluslararası Adalet Divanı’ndan “Devletlerin iklim değişikliğine ilişkin yükümlülükleri” konusunda istişari görüş bildirmesini talep etmiştir. Genel Kurul kararında Divan’a aşağıdaki sorular yöneltilmiştir:

“Birleşmiş Milletler Şartı, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Paris Anlaşması, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, gerekli özeni gösterme yükümlülüğü, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde tanınan haklar, çevreye önemli zarar verilmesinin önlenmesi ilkesi ve deniz çevresini koruma ve muhafaza etme yükümlülüğünü özellikle dikkate alarak,

(a) İklim sisteminin ve çevrenin diğer alanlarına insan kaynaklı sera gazı emisyonlarından korunmasını sağlamak üzere Devletlerin, şimdiki ve gelecek nesillere karşı uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri nelerdir?

(b) Bu yükümlülükler kapsamında, eylem ve ihmalleriyle iklim sistemine ve çevrenin diğer alanlarına önemli ölçüde zarar verdikleri durumlarda;

(i) Coğrafi koşulları ve gelişmişlik düzeyleri nedeniyle iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden zarar gören veya özel olarak etkilenen ya da bu etkilere karşı özellikle savunmasız olan, özellikle gelişmekte olan küçük ada devletleri de dahil olmak üzere devletler ile

(ii) İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden etkilenen şimdiki ve gelecek kuşakların halkları ve bireyleri,

bağlamında Devletler için doğacak hukuki sonuçlar nelerdir?”

Danışma görüşü talebi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından 12 Nisan 2023 tarihli bir mektupla Mahkeme’ye iletilmiş ve Mahkeme sekretaryası, Mahkeme önüne çıkma hakkına sahip tüm Devletleri ve bilgi sağlayabilecek uluslararası örgütleri başvurudan haberdar etmiştir. Mahkeme Başkanı’nın 15 Aralık 2023 tarihli emri ile 22 Mart 2024 tarihine kadar uzatılan yazılı beyanların sunulması için tanınan süre içerisinde, toplam 91 yazılı beyan alınmıştır ki bu rakam Divan nezdindeki danışma yargılamalarında bugüne kadar sunulan en yüksek yazılı beyan sayısıdır.

Mahkeme’nin prosedürü çerçevesinde, yazılı beyanda bulunmaya davet edilen tüm Devletler ve örgütler, yazılı aşamaya katılmış olsunlar ya da olmasınlar, Mahkeme tarafından belirlenen tarihlerde düzenlenen kamuya açık oturumlarda sözlü beyanda bulunmaya davet edilmektedirler. Sözlü yargılamaların sona ermesinden sonra, Mahkeme’nin görüşünün hazırlanması, kararlarda olduğu gibi aynı müzakere ve taslak hazırlama sürecini takip edilmekte, nihayetinde Mahkeme’nin kamuya açık bir oturumunda görüşünü sunmasıyla süreç sona ermektedir. 

Buna göre, yazılı beyanlarla ilgili açıklamanın 12.4.2024’de kamuoyuna açıklandığı gözetildiğinde, Divan önündeki sürecin bir süre daha devam etmesi beklenmektedir. İşte bu noktada, 21 Mayıs 2024 tarihinde Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi tarafından açıklanan görüş önemlidir. AİHM ve ITLOS’un iklim değişikliğini tanıyan ve bu konudaki yükümlülükleri ortaya koyan kararlarından sonra Divan’ın da benzer bir sonuca ulaşan ve detaylandırılmış bir gerekçe ile yön göstermeye çalışan bir karar vermesi olası görünmektedir.

 

Benzer Yazılar

kolektif sendika özgürlüğü
toplu gözetim
e-safe kişisel verileri koruma zirvesi
Kolektif Sendika Özgürlüğü; Abdullah Şahin vd Kararı Analizi
Yapay Zekanın Çevresel Etkileri
Akıllı İlaç Bedellerini Devlet Ödeyecek mi?
Çevre Enerji İkileminde Termik Santraller
Mahremiyet Hakkı İhlali Anayasa Mahkemesi’nde
ITLOS (Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi) İklim Değişikliği Görüşünü Açıkladı; Sera Gazı Salımları Deniz Çevresinin Kirlenmesidir
Yapay Zeka Çağında Avukatlık...
Kolektif Sendika Özgürlüğü; Abdullah Şahin vd Kararı Analizi
Toplu Gözetim ile İlgili Yeni AİHM Kararı Türkiye'yi Nasıl Etkiler?
7. e-Safe Kişisel Verileri Koruma Zirvesi; Kanun'da Neler Değişti?
Mahremiyet Hakkı İhlali Anayasa Mahkemesi’nde
Çevre Hukuku Atölyeleri -6- Çevrenin Ceza Hukuku ile Korunması ve Ekokırım Tartışmaları
"Biyolojik Çeşitlilik" Konulu Çevre Hukuku Atölyeleri'nin 5.si Gerçekleştirildi
ITLOS (Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi) İklim Değişikliği Görüşünü Açıkladı; Sera Gazı Salımları Deniz Çevresinin Kirlenmesidir