court-packing

Court-Packing; Yüksek Mahkeme’yi Paketleyelim mi!

ABD’de yapılan ve Joe Biden’ın görevdeki başkan Donald Trump’a karşı üstünlüğüyle sonuçlanan 2020 başkanlık seçimlerinin en önemli tartışma konularından biri court-packing olmuştur. Yüksek Mahkeme’deki çoğunluğun yasama ve yürütme organlarının politikalarıyla uyumlu olarak çalışmasını garanti altına almak için, üye sayısını artırmayı ifade eden court-packing, Donald Trump’ın 2017-2021 arasındaki başkanlığı süresince Yüksek Mahkeme’ye üç yargıç ataması ve böylece Yüksek Mahkeme çoğunluğunun, Demokrat başkanlar tarafından atanmış 3 yargıca karşı Cumhuriyetçi başkanlar tarafından atanmış 6 yargıçta olmasını sağlamasıyla kamuoyunda tartışılır hale gelmiştir. 

Özellikle 2020 başkanlık seçimlerine bir buçuk ay kala vefat eden liberal yargıç Ruth Bader Ginsburg’ün yerine Donald Trump’ın, seçimi beklemeden Amy Coney Barrett’ı ataması ve Cumhuriyetçi çoğunluğun oluşturduğu Senato’nun atamayı onaylaması sonucu, Demokratlar arasında court-packing olasılığı daha güçlü bir şekilde dile getirilmeye başlanmıştır. 

Yüksek Mahkeme’nin üye sayısının Anayasa’da belirlenmemesi ve yasa ile değiştirilebilmesi nedeniyle court-packing siyasilere çekici bir yöntem olarak gelse de, Yüksek Mahkeme’nin ABD hükümet sistemindeki yeri ve court-packing denemelerinin tarihi, bunun hiç kolay bir iş olmadığını göstermektedir.  

ABD Anayasası’nda Yüksek Mahkeme

İlk yazılı Anayasa olarak kabul edilen ve çerçeve niteliği sayesinde ikiyüz elli (250) yıla yaklaşan yürürlük tarihinde yalnızca yirmi yedi (27) kez değiştirilen 1787 ABD Anayasası’na egemen olan temel anlayış; devlet egemenliğini kullanan organların, parlamenter sistemdekinin aksine, sert bir şekilde ayrılması ve gücün tek elde yoğunlaşmasını engellemek için, bu organların birbirlerini dengeleyecek ve denetleyecek mekanizmalarla donatılmasıdır. 

Dikey bağlamda, görev-yetki paylaşımında federal devlete karşı federe devletler lehine bir paylaşım benimsenmesinin yanında, federal devleti oluşturan organlar açısından, Kurucular’ın temel çekincesi popüler çoğunluğun tiranlığı olmuş ve bunu önleyici mekanizmalar öngörülmüştür. 1913 yılına kadar, Senato’nun halk tarafından değil federe devlet meclisleri tarafından belirlenmesi ve günümüzde halen süren, başkanın iki dereceli seçimle göreve gelmesi, popüler çoğunluğun tiranlığına karşı ABD Anayasası’nda alınan önlemlere örnek olarak verilebilir. Bununla birlikte çoğunluğu ve çoğunluğun göreve getirdiği siyasal organları denetleyecek en güçlü aygıt, yargı organıdır. 

Yargı organı, Anayasa’da detaylı bir düzenlemeye tabi tutulmamış, federal yargı yetkisinin Yüksek Mahkeme ve yasama organınca kurulacak alt derece mahkemelerince kullanılacağı, Yüksek Mahkeme’nin sınırlı sayıda ilk derece yargılama yapma yetkisi olduğu ve diğer hallerde kanun yolu makamı olarak görev yapacağı hüküm altına alınmıştır. 

Federal yargıçların siyasi etkilerden uzak kalmaları; başkan tarafından atanmaları, atamaların Senato tarafından onaylanması ve kendi istekleriyle çekilmedikçe ilke olarak ömür boyu görev yapmalarına ilişkin hükümlerle sağlanmaya çalışılmıştır. 

1803 yılında tarihi Marbury v. Madison davasında, John Marshall başkanlığındaki Yüksek Mahkeme’nin yasaların Anayasa’ya uygunluğunu denetleme yetkisini üstlenmesiyle birlikte Yüksek Mahkeme, Kurucular’ın öngördüğünün de ötesinde bir konuma yerleşmiş ve ABD tarihinin birçok dönüm noktasına kararlarıyla damga vurmuştur. Özellikle, toplumsal çatışmanın yüksek olduğu ırksal ya da etnik ayrımcılık (1857 Dred Scott v. Sandford, 1896 Plessy v. Ferguson, 1944 Korematsu v. United States, 1954 Brown v. Board of Education), doğum kontrolü ve kürtaj (1965 Griswold v. Connecticut, 1973 Roe v. Wade, 1992 Planned Parenthood v. Casey), idam cezası (1976 Gregg v. Georgia, 2002 Atkins v. Virginia, 2005 Roper v. Simmons), eşcinsel evlilik (2015 Obergefell v. Hodges) gibi konularda son sözü söylemesi, Yüksek Mahkeme’de çoğunluğu sağlamayı siyasi iktidarlar için cazip kılmıştır. 

Yüksek Mahkeme üyelerinin Başkan tarafından atanması ve görev sürelerinin sınırlı olmaması, çoğunluğu sağlamakta rastlantı faktörünü ön plana çıkarmaktadır. Bununla birlikte, Anayasa’da Yüksek Mahkeme’nin üye sayısına dair bir belirleme yapılmayıp yasaya bırakılması, yargı kararları nedeniyle politikalarını uygulamaya geçiremediğini düşünen başkanların veya partilerin, Mahkeme’nin üye sayısını artırıp kendi görüşüne yakın yargıçları atamasını ve bu yolla uyumlu bir Yüksek Mahkeme yaratılmasını ifade eden court-packing’i olanaklı kılmaktadır. 

Anayasa’da detaylı olarak düzenlenmeyen Yüksek Mahkeme 1789 Judiciary Act ile kurulmuş ve ilk halinde başyargıç ile beş (5) üyeden oluşacağı öngörülmüştür. 1807’de üye sayısı yediye (7), 1837’de dokuza (9) çıkarılmıştır. İç Savaş yıllarında, Abraham Lincoln’ün başarılı court-packing planıyla sayı ona (10) çıkarılsa da 1869’da Kongre tekrar dokuza (9) düşürdüğü günden beri dokuz üyeden oluşmaktadır. 

Mahkeme’nin üye sayısını artırmaya ilişkin ABD tarihindeki en büyük girişim, New Deal yıllarında Franklin Delano Roosevelt tarafından gerçekleştirilmiştir. 

Franklin D. Roosevelt’in Court-Packing Planı

Büyük Buhran sonrası yapılan ilk başkanlık seçimi olan 1932 seçiminde, görevdeki rakibi Herbert Hoover’a karşı ezici bir üstünlükle (%57.4-%39.7 oy oranı ve 472-59 delege sayısı) seçimi kazanan Franklin Delano Roosevelt’in (FDR) seçim vaadi, New Deal ile ekonomik toparlanmanın sağlanması olmuştur. 

Roosevelt’in göreve başlaması sonrası New Deal programlarıyla devletin piyasaya müdahalesi artırılmış ve federe devletler karşısında federal devlet güçlendirilmiştir. Bununla birlikte ABD’yi Büyük Buhran’dan çıkaran, FDR tarafından 1933’te başlatılan “rahatlama, iyileşme ve reform” programı olan New Deal kapsamındaki birçok yasa, Roosevelt’in başkanlığının ilk döneminde (1933-1937) Yüksek Mahkeme tarafından Anayasa’ya aykırı bulunmuştur. 

Laissez-faire anlayışını destekleyen Yüksek Mahkeme, 1935’ten itibaren Anayasa’nın katı bir yorumunu kullanarak, New Deal yasalarıyla federal hükümetin yetki alanını aştığı yönünde kararlar vermiştir. Mayıs 1935’te Demiryolu Emeklilik Kanunu, Ulusal Endüstriyel Toparlanma Kanunu, Frazier-Lemke Çiftçi İflas Kanunu ile Federal Ticaret Komisyonu’nun bir üyesinin görevine son verilmesine ilişkin başkanlık işlemini geçersiz kılan Yüksek Mahkeme, Ocak 1936’da Zirai Düzenleme Kanunu’ndaki vergi hükmünü, Mayıs 1936’da ise Guffey Kömür Kanunu ile Kentsel İflas Kanunu gibi birçok kanunu geçersiz kılmıştır. Bunlar arasında en tartışmalısı olan Morehead v. Tipaldo’da Yüksek Mahkeme, New York’un kadınlar için asgari ücret yasasını Anayasa’ya aykırı bulmuş ve neredeyse eyalet hükümetlerini dahi ekonomik buhrana karşı savaşta engellemiştir.

Roosevelt, endüstrileşmiş ekonominin gerçekleri hakkında Mahkeme’nin hiçbir bilgisi olmadığını ve devletlerarası ticaret hakkında eski moda bir görüşe bağlı kaldıkları nedeniyle eleştirmiş; yargıçları “dokuz yaşlı adam” olarak nitelendirip Mahkeme’yi kontrol altına alma kararı almıştır. James Monroe’dan (1817-1825) beri yargıç atayamadan görev süresini tamamlayan ilk başkan olan Roosevelt’in kararı, 1936’da yapılan başkanlık seçiminde Seçmen Kurulu’ndaki 531 delegenin 523’ünü, genel oyların ise %60.8’ini kazanmasıyla daha da güçlenmiştir.

1935’ten itibaren Roosevelt, yargının müdahalelerini aşmak için plan yapmaya başlamıştır. Bazı danışmanları Kongre’nin “devletlerarası ticareti düzenleme” yetkisinin genişletileceği, diğerleri ise Yüksek Mahkemenin yasaları Anayasa’ya aykırı bulması için 2/3 çoğunluğun aranacağı bir anayasa değişikliği önermesine karşın Roosevelt, Anayasa değişikliği prosedürünün çok uzun süreceği ve tasarının federe devlet meclislerinin 3/4’ü bir yana, Kongre’nin iki kanadından (2/3 çoğunlukla) geçeceğinden dahi emin olmadığı gerekçesiyle, Anayasa değişikliği yoluna sıcak bakmamıştır.

1937 başlarında Roosevelt’in (FDR) planı belirlenmiştir. 70 yaşın üstünde olan ve emekli olmayı reddeden her yargıç için Başkan yeni bir yargıç atayacaktır. Bu planla FDR, altı (6) yargıç atayabilecek ve Mahkeme’nin üye sayısı on beşe (15) yükselecekti. Roosevelt bu plan için, danışman ekibinden yalnızca bir kişiye, Homer S. Cummings’e danışmıştır. Danışman ekibinin yanı sıra, Kongre’deki Demokrat liderlerden de destek istememiş, onlar da planı tüm ülkeyle birlikte öğrenmiştir. 

Temsilciler Meclisi başkanı Bankhead ile çoğunluk lideri Rayburn hemen bu plana muhalefetlerini belirtmişlerdir. Benzer olarak Senato liderliği de teklifi genel kurula taşımakta gönülsüz kalmışlardır. FDR’nin planı Senato Yargı Komitesi tarafından da “gereksiz, beyhude ve açıkça tehlikeli” olarak kınanmıştır. 

FDR, bu planı Kongre’ye ve Amerikan halkına, Yüksek Mahkeme’nin etkililiğini artırmak için getirdiğini savunarak, pazarlamaya çalışmıştır. Bazı yargıçların çok yaşlı olduğunu ve iş yüklerini kaldıramadıklarını belirten Roosevelt’e karşı Başyargıç Charles Evans Hughes, Senato Yargı Komitesi başkanı Senator Burton K. Wheeler’a zamanlaması iyi ayarlanmış bir mektup göndererek, Mahkeme’nin iş yükünün üstesinden gelebildiğini belirten ve court-packing planının Anayasa’ya aykırı olabileceğini ima eden bir mektup göndermiş ve Senatör de bu mektubu, radyoda milyonlara canlı yayınlanan Yargı Komitesi’nin bir görüşmesinde okumuştur.

Kongre, Roosevelt’in planına “sulandırılmışcourt-packing tasarısıyla yanıt vermiştir. Yasama meclisi üyelerinin çoğunluğu, yargıçların emekli olmaktaki isteksizliklerini, emekli olunca maaşlarının yarı yarıya düşmesi olarak gördükleri için, 10 Şubat 1937’de tam maaştan emekliliği getiren yasayı kabul etmişlerdir. Yasa’nın Senato’dan da 26 Şubat 1937’de geçmesiyle Yüksek Mahkeme’nin yaşlı üyelerine emeklilik yolu açılmıştır.

The members of the Supreme Court including Chief Justice Charles Evans Hughes (center, front row) ruled against President Franklin Delano Roosevelt’s New Deal programs. MPI / Getty Images

Roosevelt’in court-packing planı Komite’de ağırdan alınırken, Yüksek Mahkeme 1937 baharında dramatik bir yön değişimi göstermiş ve Mahkeme’nin ünlü “dokuzu tam zamanında kurtaran dönüşü” planı gereksiz kılmıştır. 29 Mart 1937’de Yüksek Mahkeme, önceki içtihadının tersine ilk kararını vermiştir. 

West Coast Hotel Co. v. Parrish kararında, 5-4 çoğunlukla, eyalet asgari ücret yasasını Anayasa’ya uygun bulan Yüksek Mahkeme, yasa devletlerarası ticareti az çok etkiliyorsa Kongre’nin bu alanda geniş bir yetkisi olduğuna, hükmetmiştir. Sonrasında da aynı yönde kararlar veren Yüksek Mahkeme, sendikalar ve işçiler arasında kolektif pazarlığa izin veren 1935 Ulusal Çalışma İlişkileri Kanunu’nu, ulusal bir asgari ücret belirleyen 1938 Adil Çalışma Standartları Kanunu’nu, çiftçilere devlet yardımı sağlayan 1938 Zirai Düzenleme Kanunu’nu onaylamıştır. Kongre bundan sonra, yeni tanınan yetkileriyle, maksimum çalışma saatleri yasaları ve çocuk işçiliği düzenleyen yasalar çıkarmıştır.

Bunlara karşın, Roosevelt plandan vazgeçmemiştir. Mayıs 1937’de, Yargıç Van Devanter’in emeklilik düşüncesini bilen Senatörler Wheeler ve Borah’ın yargıçla bağlantı kurup, bu zamanlardaki bir emeklilik kararının planın yenilgisi olasılığını artıracağını iletmeleri üzerine, 18 Mayıs sabahı Roosevelt, Van Devanter’in emeklilik dilekçesini okuyup kabul ettikten dakikalar sonra, Senato Yargı Komitesi toplanıp, 10-8 oyla tasarının geçmediği, kararını vermişlerdir.

Court-packing planı Kongre’den geçemeyen Roosevelt, sonraki beş (5) yıl içinde dokuz yaşlı adamdan yedisinin emekli olarak ya da vefat ederek görevden ayrılmasıyla, olağan yollarla atama yapabilme ve Mahkeme’yi istediği yöne sokabilme olanağı yakalamıştır.

21. Yüzyılda Yeni Court-Packing

Tarihçiler büyüklüğü konusunda anlaşamasalar da Roosevelt’in bir yenilgi yaşadığı konusunda hemfikirdirler. Roosevelt’in muazzam halk desteğine karşın planının destek görmemesinde, Hitler ve Mussolini’nin Avrupa’daki yükselişinin, yargı bağımsızlığına karşı toplumu duyarlı kılmasının payı olsa da, ABD halkının bu konudaki hassasiyetinde bir azalmadan söz edilemez. Arkasındaki halk desteğinin en güçlü olduğu dönemlerden birinde, Roosevelt’in dahi başaramadığı Court-packing’i, Temsilciler Meclisi ve Senato’da yeterli çoğunluğa sahip olmasına karşın Joe Biden’ın başarabilmesi ilk bakışta, pek olanaklı görünmemektedir. 

Court-packing’in özellikle Demokratlar arasında bu kadar tartışılır hale gelmesi, Donald Trump dönemindeki gelişmelerin sonucudur. 2016’da muhafazakar üye Antonin Scalia’nın ölümü sonrası, seçim senesi olduğu gerekçesiyle Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato’nun, Barack Obama’nın adayını oylamaması ve seçimi kazanan Trump’ın 2017 yılında Neil Gorsuch’u atamasıyla, Mahkeme dengesi korunmuştur. 2018’de ılımlı bir üye olan ve genelde belirleyici oylar veren Anthony Kennedy’nin emekliliği sonrası muhafazakar Brett Kavanaugh’ın atanması, Mahkeme’yi bir adım sağa yaklaştırmıştır. 

Son olarak, 18 Eylül 2020’de liberal bir yargıç olan Ruth Bader Ginsburg’un ölümü sonrası, başkanlık seçimine bir aydan kısa bir süre kalmasına karşın Trump tarafından Amy Conet Barrett’ın atanması, Mahkeme’nin dağılımında Cumhuriyetçi başkanlar tarafından atanan yargıçların sayısını altıya (6) çıkarmış ve dengeleri önemli bir süre bozulmayacak şekilde değiştirmiştir. 

Yüksek Mahkeme kompozisyonunda Cumhuriyetçi başkanlar tarafından atanan yargıçlar lehine bir üstünlük oluşması, özellikle Demokratları, Mahkeme’nin depolitize edilmesi konusunda çalışmalara itmiştir. Yüksek Mahkeme’nin depolitizasyonuna ilişkin getirilen bir öneri, görevin belirli bir süreyle sınırlandırılmasıdır. Anayasa’nın yapıldığı zaman göre yaşam süresinin artması nedeniyle, Kurucular’ın 30-35 yıl görev yapan yargıçları öngörmedikleri ve bu nedenle belirli bir görev süresi getirilmesi gerektiği, ileri sürülmektedir. 

2019 yılı sonunda Demokrat başkan adaylarından olan ve -Biden’ın başkan seçilmesiyle birlikte yeni kabinede ulaştırma bakanı olarak görevlendirilen- Pete Buttigieg, Yüksek Mahkeme’yi depolitize etmek için yeni bir sistem önerisi getirmiş, bu sistemde üye sayısının dokuzdan (9) on beşe (15) çıkarılmasını, beşer (5) üyenin Demokrat ve Cumhuriyetçiler tarafından seçilmesini, kalan beş (5) üyenin ise, bu on (10) üye tarafından oybirliği ya da mutlak bir çoğunlukla, alt federal mahkeme yargıçları arasından belirlenmesini, öngörmüştür. Öneriye göre, tarafsız beş (5) üye, birer yıllığına ve görev süresi başlamadan iki yıl önceden, bir kereliğine seçilecektir. 

Başkan Joe Biden ise, seçim sürecinde Court-packing ile ilgili soruları, tüm görüşlerden Anayasa hukukçularının olduğu tarafsız bir Komisyon kuracağını ve bu Komisyon’a, gitgide raydan çıkmakta olan Yüksek Mahkeme sistemine ilişkin bir reform önerisiyle gelmeleri için yüz seksen gün vereceğini, söyleyerek yanıtlamıştır.  

ABD genelinde yapılan anketlerde, halkın önemli bir çoğunluğunun Yüksek Mahkeme’nin üye sayısının artırılmasına karşı çıktığı, fakat Yüksek Mahkeme üyelerinin görev sürelerinin sınırlandırılmasına onay verdiği görülmektedir. Demokratlar için işi zorlaştıran durum ise, halkın desteklemediği üye sayısı artırımı için yeterli çoğunluğa sahip olmalarına karşın, halkın desteklediği, Yüksek Mahkeme üyelerinin görev sürelerinin sınırlandırılması için yapılması gereken Anayasa değişikliği için yeterli çoğunluğa sahip olamamalarıdır. Yüksek Mahkeme’de çoğunluğa sahip olan Cumhuriyetçilerin, Anayasa değişikliğine ikna olma olasılıklarının çok düşük olması nedeniyle, Anayasa değişikliği kısa vadede olanaksızdır. 

Başkanlık seçimini kazanan, Temsilciler Meclisi’nde iki yüz onbire (211) karşı iki yüz yirmi iki (222) üyeleri olan, Senato’da ise elli elli (50-50) eşitliğe karşın, eşitlik durumunda Başkan Yardımcısının oyunun belirleyicisi olması nedeniyle, çoğunluğu dolaylı olarak sağlayan Demokratların Roosevelt’in mirasına, halkın açık muhalefetine karşı bilindik biçimiyle, yalnızca Mahkeme’nin üye sayısının artıldığı bir court-packing planı denemeleri olanaklı görünmemektedir. Anayasa’da Yüksek Mahkeme’ye ilişkin düzenlemelerin detaylı olmaması, yasal düzenlemelerde Demokratların elini güçlendirmekte ve hareket alanlarını genişletse de ABD halkının yargı bağımsızlığı konusundaki duyarlılığı bu konuda en büyük engel olarak önlerinde durmaktadır. 

 

Erdal Şahin
Araştırma Görevlisi
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

 

Kapak fotoğrafı: The nine member Chase Court in 1867, dominated by Northern Republicans. (Alexander Gardner/The U.S. Supreme Court)

Not: Bu yazı Üstad Dergi’nin 12.sayısında yayınlanmıştır.

 

Kaynakça:

CARSON, Jamie L.; KLEINERMAN, Benjamin A., “A Switch in Time Saves Nine: Institutions, Strategic Actors, and FDR’s Court-Packing PlanPublic Choice, 113, no. 3/4 (2002): 301-324.

LOWI, Theodore J.; GINSBERG, Benjamin; SHEPSLE, Kenneth A.; ANSOLABEHERE, Stephen, American Government: Power and Purpose, 14. B., W. W. Norton & Co, 2017. 

NELSON, Michael. “The President and the Court: Reinterpreting the Court-packing Episode of 1937Political Science Quarterly, 103, no. 2 (1988): 267-293. 

O’CONNOR, Karen; SABATO, Larry; YANUS, Alixandra B., American Government: Roots and Reform, 12. B., Pearson, 2015. 

POLLOCK, Earl E., The Supreme Court And American Democracy : Case Studies Of Judicial Review And Public Policy, Greenwood Press, 2008. 

STEPHENS, Jr. Otis H.; SCHEB, II John, American Constitutional Law, Volume I: Sources of Power and Restraint, 4. B., Cengage Learning, 2007.

Benzer Yazılar

Çin'de Hukuk
Çiftçiler v. Monsanto
Bernard Lewis ve 106 Yıllık Kırgınlık
Sendikalı Kadın Çalışan Olmak
Yapay Zeka Çağında Avukatlık...
Akıllı İlaç Bedellerini Devlet Ödeyecek mi?
Derin Deniz Madenciliği İkilemi
Tutsaklığın Resim Hali
AİHM'den İklim Değişikliği İle İlgili Beklenen Kararlar
Fransız Rekabet Otoritesi Google Bard'a Karşı
Hasta, Hekim, Sistem İlişkisi: Hekimlerin Sorumluluğu ve Tıp Alanındaki Problemlerin Kısır Döngüsü
Çevre Hukuku Atölyeleri - V
Çin'de Hukuk ve Yerel Gücün Denetimi
Moda Sektöründe Tasarımların Korunması
Büyük Veri Çağında Hukuk Teknolojileri ve Avukatlık
Inherit The Wind; ABD'de Maymun Davası
10 Püf Noktası; Erken Dönem Dava Değerlendirmesi